Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Eynesil’de  30 Kursiyere Törenle Belgeleri Verildi…

Eynesil’de 30 Kursiyere Törenle Belgeleri Verildi…

Görele’de Köy ve Mahalle Muhtarları Aylık Toplantısı Yapıldı…

Görele’de Köy ve Mahalle Muhtarları Aylık Toplantısı Yapıldı…

Sivrioğulları 3.Geleneksel Piknik Şölenine Davetlisiniz…

Sivrioğulları 3.Geleneksel Piknik Şölenine Davetlisiniz…

SP’den Fiskobirlik Önerisi…

SP’den Fiskobirlik Önerisi…

Görele’de Aşure Dağıtımı…

Görele’de Aşure Dağıtımı…

Çiğdem Der Ki…
  • ÖzcanTEMEL
    • Özcan TEMEL
    • ozcan.temel@goreleden.com
    • 30 Nisan 2018 - 03:32:54
  • 108

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer.
Çiğdem, süsengillerden beyaz, mor, sarı renklerde açan bir çiçektir. Kışın bitişinin baharın gelişişinin muştucusudur. Açtığında, gündüz soğuk, yağmurlu havalarda bir de geceleri kapanır. Nazlıdır; narin, hoş, tatlı, güzel bir görüntüsü vardır; kaya diplerinde açan çiğdemlerin.
Yalnızca bir çiçek adı değildir, çiğdem. Doğan kız çocuklarına verilen bir addır da. Doğa sevgisinden olsa gerek doğan kızlara Gül, Nergis, Lale, Sümbül, Nilüfer, Çiğdem adları verilmiş. Böylece çiçeklerle insanlar arasında gönül bağları kurulmuş. Dahası, adı Çiçek olan bayanlar da var.

Öğretmen ve öğrenci arasındaki sıcak, içten, yalın bağ, çiçeklere benzer. Öğretmen için her bir öğrenci nadide bir çiçektir. Öğretmenlerle öğrenciler birbirlerini tamamlayan bir bütündür. Biri ışık veren, aydınlatandır; diğeri aydınlanan. Biri sevgidir, diğeri saygı… Bu bağlamda, çöken okul duvarının altında kalan köy öğretmeni Şefik Sınığ’ın ölmeden önce dudaklarından dökülen “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!” sözlerinden yola çıkarak kaleme almış Ceyhun Atuf Kansu, “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiirini.
Bir hekim titizliği, bir öğretmen duyarlılığı ile yazılmış dizeler. Bir öğretmenin yaşama veda etmeden önceki son isteği, dünyanın bütün çiçeklerini dünya gözü ile bir kez daha görebilmektir. İşte o çiçekler, öğrencilerdir.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları…
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri…
Bu ağıt şiirde her bir öğrenciyi “ yurdun sevgili ve adsız çiçekleri” olarak betimler, Kansu. Her bir öğrenci önemli bir değerdir, kuşkusuz. Onları bilgi ile donatmak, sevgi ile yoğurmak; soldurmamak, yaşatmak; yurduna, ulusuna karşı sorumluluklarını bilen, bilinçli birer birey olarak yetiştirmek için ter döken, emek veren, çabalayan öğretmenlerin simgesidir, Sındığ öğretmen. O, ölümden değil, kendisinden sonra bahçesinde özenle yetiştirdiği çiçeklerin solmasından kaygı duyan duyarlı bir eğitimcidir.
Bilgi, birikim, donanım ve tecrübeleri ile yandıkça çevresine ışık saçan mumlara benzetilmiş, öğretmenler. Öğretmen- öğrenci ilişkisi ‘sevgi- saygı- güven’ duygusu ile filizlenir, gelişir, büyür; dallanır. Ben, bu duyguyu tatmış; öğrencileri ile sıcak bağlar kurmuş; onların yetişmesinde ön ayak olmuş bir öğretmen olarak daima öğrencilerimle övündüm, gurur duydum. Onların gözlerindeki ışıltıyı görünce; onların yüreklerindeki sevgiyi duyumsayınca çalışma, öğrenme, öğretme isteğim bir kat daha arttı. Onlara olan sevgim ve saygım bir kat daha yüceldi. Onların bana sıcak, içten yaklaşımları; saygıları, sevgileri beni biraz daha yaşama bağladı. Onlar için her türlü güçlüğe göğüs gerdim.
Yıl bin dokuz yüz seksen dokuz. Kasım ayının ortasında, bir yıllık asker-öğretmen görevimi tamamlamak üzere, Varto’nun Çaylar beldesinden Onpınar Ortaokulu’na gitmek üzere yola çıktık. Kar diz boyu! Önde atının yuları elinde bir adam; ardında at, atın üstünde valizim ve ben; döne kıvrıla dağ yollarında ilerliyoruz. Yolda kimse yok. Dar geçitlerden geçtik; ta ileride, çatısına kadar karla kaplı evler… İçime bir ışık, bir sıcaklık düştü. Atın sahibine seslendim: “Amca, inmek, yürümek istiyorum”. Durdu. Attan indim. Öne geçtim. Arkamda atın sahibi, onun arkasında at! Bir süre yürüdük… Bir tepeden aşağı indik, tekrar tırmandık. “Hocam, geldik. Onpınar burası” dedi. Köyün içine girdik; sağımızda, solumuzda, arkamızda iri iri köpekler, havlıyor. Atçı hiç oralı değil. Bana da bir cesaret geldi. Müdürün evine ulaştık. Sıcak karşılandık. Isındık, karnımızı doyurduk. Öğle vakti. Adam huzursuz. Bir an önce dönmek istiyor. Ben buna pek anlam veremiyorum. Vedalaştı, atına bindi; beyaza bürünmüş arazide, kara donlu kahraman bir kovboy gibi tek başına yitip gitti. Birkaç saat sonra, çok kuvvetli bir rüzgâr! Uğultular… Rüzgârın havalandırdığı kar tanecikleri toz bulutu gibi oradan oraya savruluyor; ayak izlerini kapatıyor… İşte o zaman anladım, atına binip geri dönen adamın kaygısını… Fırtına üç gün, üç gece sürdü. Sonra birden bıçak gibi kesiliverdi. İçimdeki huzursuzluk, sıkıntı aydınlık gökyüzünde, kayan bir top bulut gibi gözden kayboldu.
Yavaş yavaş ortama ve üç sınıflı okula alışıyordum. Renk renk çiçeklerle birlikte olmaktan; onlarla bilgi ve birikimlerimi paylaşmaktan, onların düşünen, kendini ifade eden özgür bireyler olmalarına katkıda bulunmaktan son derece mutluydum. Türkçe kitabındaki metinleri okutuyor; inceletiyordum. Dil bilinci ve dil sevgisi ile yoğurduğum dersleri sevdirmenin bir başka yolunu daha bulmuştum. Her ders bir şiir okuyordum: “Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin / Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde”… Şiirler okuyarak yüreklerine dokunmak istiyordum:

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce…
Kompozisyon yazdırıyordum. Değerlendiriyordum. Anadolu’nun temiz, güzel, renk renk çiçeklerinin gözlerindeki pırıltı, öğrenme istekleri, yüreklerindeki sevgi beni daha istekli çalışmaya itiyordu. Bir tiyatro yazdım. Çiçekler rol aldılar. İki gün üst üste, yaptığımız derme çatma sahnede sergilediğimiz oyun büyük ilgi gördü…
Bir yıl dolduğunda, çiçekleri Onpınar’da bırakarak, hüzünle ayrıldım. Benim için anlamlı bir deneyimdi, Onpınar Ortaokulu. Öğrenciler, öğretmen arkadaşlar, yoksul köylüler… Her biri, yıl yıl anılar defterimde derinleşiyorlardı. Yıllar geçtikçe özlüyordum, Onpınar’ı. Yıllar sonra bir gün bir telefon geldi. Açtım: “Ben Onpınar Ortaokulu’ndan öğrenciniz Çiğdem, Özcan Hocam!” Son derece mutlu oldum. Bir yıl yaşadığım Onpınar, birkaç saniyede, bir filim şeridi gibi aktı gözlerimden…
Onpınar’da bıraktığım çiçeklerden biriydi, Çiğdem. Uzun uzun konuştuk. Almanya’da yaşıyormuş; muhtarın oğlu ile evliymiş… Görele’ye davet ettim; “tamam, gelirim” dedi. Zaman zaman telefonla görüşmelerimiz oluyordu. Son görüşmemizde, İstanbul’a geleceğini, görüşmek istediğini söyledi. Anlaştık.
Tam yirmi sekiz yıl sonra, metrobüs durağında karşıladım, Çiğdem’i. Kucaklaştık, özlem giderdik. Evimize götürdüm. Eşim, ben ve Çiğdem geçmişten, güncelden, gelecekten söz ederek hoşça vakit geçirdik. Fotoğraflar çektik ve yeniden görüşmek dileklerimizle Çiğdem’i uğurladık.
Yıllar sonra “kaya diplerinde açan” çiğdemlerden biri ile karşılaşmak, görüşmek, özlem gidermek benim için büyük bir mutluluk. Sıcak, içten, sevgisini dışarı vuran bir anne Çiğdem! Vefalı, nazik, duyarlı, incelikli, güzel bir insan…
Unutmamak, unutulmamak; sevmek, sevilmek! Yaşamın bir anlamı da bu değil mi? İnsan sevdiği kadar sevilir; unutmadığı kadar unutulmaz. Sevgi ile yoğrulan yürek, sevdiğini unutur mu hiç? Ne güzel söylemiş Yunus Emre: “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz”. Gittik tanış olduk; zorlukları aştık, kolaylaştırdık… Sevdik, sevildik. Sonuçta gelip geçici dünyada, yüreklerde iz bırakarak Onpınar’dan ayrılmış olmalıyım ki çiçeklerden biri yıllar sonra telefonla bana ulaştı. Uzun yıllar sonra yüz yüze görüşebildik. Yine sevecendi, sempatikti; yine gözlerindeki ışığı gördüm; yüreğindeki sevgiyi duyumsadım. Kuşkusuz ben, ona Türkçe’nin güzelliğini, inceliğini, anlatım gücünü öğrettim. Anlama, kavrama, düşünme, yorumlama ve anlatma yeteneğinin gelişmesinde katkılarda bulundum. Dil ve kültür yaylalarından renk renk çiçekler derlemenin sıcaklığını duyumsattım. Gün geldi Işık; gün geldi kutup yıldızı oldum. Yaşam bir okuldur, insan her gün yeni bir durumla karşılaşır; öğrendiklerine yenilerini ekler; yeni bilgiler edinir. Bir öğretmen olarak yalnızca öğretmedim. Öğrendim de… Çiğdem “ vefayı” öğretti, bana. Sevmenin, sevilmenin derin-liğini, içtenliğini duyumsattı. Yalnız Çiğdem mi vefalı? Hayır! Ayrımsız, çiçeklerin hepsi vefalı… Çiçekler adına Çiğdem bir simge. Ben, bütün çiçekleri seviyorum. Hiç birinin solmasını istemiyorum. İyilikte, güzellikte, sevgide; öğrenmede, öğretmede iyi bir insan olmada birbirleri ile yarışınlar istiyorum. Çiçeklerin diliyle konuşsunlar; bir Anadolu türküsünde dile geldiği gibi atışsınlar, yarışsınlar istiyorum.

Çiğdem der ki ben elayım
Yiğit başına belayım
Hepisinden ben âlâyım
Benden ala çiçek var mı?

Lale der ki behey Tanrı
Neden benim boynum eğri
Yardan ayrı düştüm gayrı
Benden ala çiçek var mı?

Sümbül der ki boynum uzun

Yapraklarım düzüm düzüm

Beni ak gerdana dizin

Benden ala çiçek var mı?

Gül der ki yanım diken

Çoktur bana gönül çeken

Sayılamaz ekip diken

Benden ala çiçek var mı?

  • Etiketler
  • Yorumla

 

 



ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz ?

BÖLGESEL AMATÖR LİG GRUP 3
O G B M P
1 . Görelespor 1 1 0 0 3
2 . Iğdır Es Spor 1 1 0 0 3
3 . Arhavispor 1 1 0 0 3
4 . Sarıkamış G.B. 1 1 0 0 3
5 . Çayelispor 1 0 1 0 1
6 . Kendirli Bld. 1 0 1 0 1
7 . Haçka Spor 1 0 1 0 1
8 . Kelkit Hürriyet 1 0 1 0 1
9 . Tonya Doğanspor 1 0 1 0 1
10 . Yakutiyespor 1 0 1 0 1
11 . 1926 Bulancak 1 0 0 1 0
12 . Araklı 1961 1 0 0 1 0
13 . Bayburt BS 1 0 0 1 0
14 . Serhat Ardahan 1 0 0 1 0
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz