Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Eynesil Belediyespor, Deplasmanda Yeniyolspor İle Karşılaşacak…

Eynesil Belediyespor, Deplasmanda Yeniyolspor İle Karşılaşacak…

İşsizlik Rakamları Açıklandı…

İşsizlik Rakamları Açıklandı…

Yürüyen Adam Çavuşlu’dan Geçti…

Yürüyen Adam Çavuşlu’dan Geçti…

Giresun Göçüyor!…

Giresun Göçüyor!…

Milletvekili Tığlı, Yayla Evlerini Sordu…

Milletvekili Tığlı, Yayla Evlerini Sordu…

Cumhuriyet Nasıl İlan Edildi?(Seyfullah Çiçek)…
  • MisafirKalem
    • Misafir Kalem
    • misafir.kalem@goreleden.com
    • 28 Ekim 2018 - 06:53:32
  • 34

29 Ekim 2018, Cumhuriyetimiz’in 95.yıldönümü.
“Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…” diyenlere kutlu olsun!
Değerli dostlar!
Dilerseniz sizlere, Cumhuriyet’e giden uzun ince yolun kısa bir öyküsünü anlatayım.
30 Ağustos 1922’de Büyük Zafer kazanılmış, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’in “Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle coşan Türk Ordusu, Yunan’ı 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize dökerek, silahlı mücadeleye son noktayı koymuştu.
Lakin henüz her şey bitmemişti.
Bunun bir de diplomasi safhası vardı: Lozan (Lausanne)!
Dışişleri Bakanlığı’na getirilmiş olan İsmet Paşa (İnönü) başkanlığındaki murahhas heyeti (delege kurulu), 20 Kasım 1922 tarihinde start almış olan Lozan (İsviçre) Konferansı’nda, kendilerini dev aynasında gören İngiltere başta olmak üzere, dünyanın politika cambazlarıyla kıran kırana pazarlıklar sürdürüyor, onlara adeta kök söktürüyordu.
İçeride ise, birbirimizi yemekle meşguldük. Meclis’te ardı arkası kesilmeyen sert tartışmalar olmakta, yeni kurulacak olan devletin doğum sancıları çekilmekteydi. Üstad merhum Murat Sertoğlu’nun tabiriyle “Silahlı mücadele devri kapanmış, politika devri başlamıştı”. Bu sert tartışmaların başını, adına II.Grup denilen muhalefetin liderleri konumunda olan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ile Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey çekmekteydi.
***
ALÇAKLIĞIN DA BU KADARI…
Bazen, “bu kadarına da pes” dedirtecek cinsten öyle saçma sapan, kasıt taşıyan önergeler veriliyordu ki, aklı başında insanların zıvanadan çıkmaması mümkün değildi. Örneğin bunlardan biri hatta en önemlisi de, 2 Aralık 1922 tarihindeki oturumda Meclise verilen seçim yasası değişikliği teklifi idi. Bu teklife göre, “Bir kimsenin mebus seçilebilmesi için o günkü hudutlar dahilinde her hangi bir yerde doğmuş bulunması veya beş sene müddetle aralıksız olarak ikamet etmiş olması” gerekiyordu. Yani açık bir ifadeyle hedef, sınırlarımız dışında kalmış bulunan Selanik’te doğan, cepheden cepheye koştuğundan bir yerde değil beş yıl, bir yıl bile ikamet etme imkanı bulamamış olan Mustafa Kemal Paşa’ydı.
***
OSMAN AĞA’NIN MAVZERİ DEVREYE GİRİYOR!
Bu olup bitenleri büyük bir nefret ve öfkeyle özel locasından izlemekte olan Paşa’nın Muhafızı, bir başka tabirle “Fedaisi” Osman Ağa, onlara kendini hatırlatmakta gecikmez! Osman Ağa’nın, üzerlerine doğru yönelen mavzerinin mekanizma şakırtıları “İkinci grup”un uyanıp geri adım atmasına yeter.
Kılıç Ali’nin anlatımıyla: “Birinci Büyük Millet Meclisi bambaşka bir alemdi. Orada entarisinin üzerine ceketini çekmiş, başına fes giymiş bir kısım mutaassıp insanlardan tutun da Kürt, Çerkes kıyafetlerine bürünmüş insanlar, başları kalpaklı milliciler, doktor, eczacı, kumandan, ulema, hakim, derviş, şeyh, avukat, telgraf memuru, ilh…her çeşitten, her meslekten paşa, bey, efendi, ağa, hacı, hoca, bir cemiyetin her çeşidini orada bulabilirdiniz. (…) Hepsinin bir tek gayesi vardı: Düşmanı vatan topraklarından atmak! Devletin mevcudiyet ve istiklalini ve tarihi şerefini kurtarmak!” (Kılıç Ali Hatıralarını Anlatıyor)
Bu yüce amaç etrafında toplanan milletvekillerinin zaferden sonra değiştiklerini, kiminin sivrilmek, kiminin şöhret olmak amacıyla muhalefet ettiklerini, sık sık kürsüye fırlayarak kendilerini göstermeye çalıştıklarını, zamanla hizipleşmelerin ortaya çıktığını da anlatan Kılıç Ali, Ali Şükrü Bey ve onun düşüncesindeki milletvekilleri için de şunları söylüyor:
“…Eskişehir mebusu Abdullah Azmi Efendi ile Kastamonu mebusu Tevfik Hoca, Balıkesir mebusu Basri ve Vehbi Beylerle Abdülgafur Hoca ve arkadaşları gibi geriye gitmek, devr-i saadeti (padişahlığı) ihya etmek (diriltmek) fikrinde görünenlerle Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey gibi bu köhne zihniyeti terviç edenlerin (destekleyenlerin) tahakkümü (zorbalığı), Mecliste almış yürümüş bir haldeydi.” (a.g.e., s.68)
Meclisin sağındaki sıralarda muvafık (Mustafa Kemal taraftarları), solunda muhalif, ortasında ise tarafsız ve yaşlı milletvekillerinin oturduklarını, iki taraf arasında kavga çıktığında ortada oturanların araya girerek onları ayırmaya çalıştıklarını da anlatan Kılıç Ali:
“Birinci Büyük Millet Meclisi’nde dayaklı hadiseler, zaman zaman tabanca çekmeler eksik değildi.” diyor.
***
ALİ ŞÜKRÜ BEY SALTANAT’IN DEVAMINDAN YANA
Kılıç Ali’nin bahsini ettiği Meclis’in solunda oturan ve adına II.Grup denilen Hilafet yanlısı muhalefetin amacı özetle şöyledir: Asker görevini yapmış, vatan ve “Saltanat” kurtarılmıştır. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere asker artık kışlalarına çekilmeli, Padişah Hazretleri kaldığı yerden devam etmeli, kendileri de ülkenin yönetimini ellerine almalıdır. Bu gibi düşüncelerin bayraktarlığını da, Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey yapmaktadır. Adeta tek kişilik bir muhalefet gibidir. Sık sık söz alıyor, tansiyonu iyice yükseltiyordu.
Düşünebiliyor musunuz; bir yanda Milli Mücadele’nin önderi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’yı kendi eseri olan TBMM’den dışlamaya çalışan içimizdeki nankörlerle mücadele, diğer yanda ise, şeytana pabucu ters giydiren İngiltere’nin başı çektiği büyük devletler karşısında Lozan’da verilen diplomasi savaşı!
Nitekim Lozan görüşmeleri 4 Şubat 1923 tarihinde kesintiye uğrar.
***
LOZAN KONFERANSI KESİNTİYE UĞRUYOR
Geri dönen Dışişleri Bakanı İsmet Paşa (İnönü) 5 Mart 1923 tarihinde Meclis’te söz alarak, konuya ilişkin bilgi vermeye çalışır. Konferans esnasında raporlarının Meclis Başkanına, onun direktiflerinin de kendisine zamanında ulaştırılmadığını, Bakanlar Kurulu’nun kendisine yardımcı olmadığını, Mustafa Kemal Paşa’dan başka destek görmediğini vurgular. Ancak konuşması sık sık protestolarla kesilmektedir. Yine her zamanki gibi başı çeken Ali Şükrü Bey, “Mehmetçiğin süngüsüyle kazanılan muazzam zaferin Lozan’da heba edildiği” suçlamasıyla İnönü’ye yüklendikçe yüklenmektedir.
***
M.KEMAL PAŞA OSMAN AĞA’YI ANKARA’YA ÇAĞIRIYOR
Böyle sıkıntılı günler geçiren, hatta her an bir suikaste uğrama tehlikesi bile bulunan Atatürk, kendisine ihtiyacı olduğunu söyleyerek, bu sıralarda Giresun’da istirahatta bulunan ve Kurtuluş Savaşı’nın yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış olan Fedaisi Milis Piyade Yarbay Osman Ağa (Topal Osman)’yı derhal Ankara’ya çağırır. Bu emir üzerine Osman Ağa, 1923 yılının mart ayında Ankara’ya döner, dönmesiyle birlikte de kader, ağlarını örmeye başlar.
İnönü’yü savunma görevini üstlenen Mustafa Kemal Paşa, yapılan hücumlara göğüs germekten yorgun düşer. Ali Şükrü Bey’in sık sık söz istemesi, ileri-geri konuşmaları, hele bir de hakaret ederek Mustafa Kemal Paşa’nın üzerine yürümesi tansiyonu iyice yükseltir. Meclis Başkan Vekili A.Fuat Paşa’nın, elindeki büyük çanı ikisinin arasına fırlatmasıyla, büyük bir kavga güçlükle önlenir.
Paşa’ya yapılan bu saygısızlıkları Meclis’teki locasından izlemekte olan Osman Ağa ise, sinirinden hop oturup, hop kalkmaktadır.
Artık kader ağlarını örmeye başlar.
***
ALİ ŞÜKRÜ BEY ORTADAN KAYBOLUYOR
Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart akşamı birden kaybolur. Meclis karışmıştır.
Bu kargaşa arasında, 1 Nisan 1923 tarihinde seçim kararı alan Meclis, kendi kendini fesheder.
Bu arada, Ali Şükrü Bey’in cesedi de Mühye köyünde bulunur.
Osman Ağa’nın üzerine yıkılan Ali Şükrü Bey cinayetinin üzerindeki esrar perdesi bugüne kadar aydınlatılamamıştır.
TBMM Başkanı ve Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’in koruma birliği, Milis Piyade Yarbay Osman Ağa’nın emrindeki Giresunlu gözü kara 200 fedaiden oluşuyordu.
Bu birliğin yanı sıra Çankaya’da Üsteğmen İsmail Hakkı Bey (Tekçe) tarafından kurulmuş düzenli ordu mensubu askerlerden oluşan 80 kişilik ikinci bir muhafız birliği daha vardı.Bu ikinci birlik daha çok sembolik mahiyette idi.
Çünkü Paşa Hazretleri nereye giderse mutlaka yakın korumasını, Mevlut Baysal’ın, “Bir arı uçsa vuracaklardı.”(Yakın Tarihimiz, c.4, s.41, sf.59) dediği, gözü kara Giresun Uşakları yapıyordu.

Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi olayı kanaatimce Üstteğmen İsmail Hakkı Bey (Tekçe)’in bir tertibidir. Erden Menteşeoğlu ve Erden Menteşeoğlu başta olmak üzere birçok araştırmacı da aynı kanaattedir.
Ayrıntıya girip, konuyu dağıtmayayım.
24 Temmuz 1923’de, Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması imzalanır.
Yenilenen seçimleri müteakip, 11 Ağustos 1923 tarihinde toplanan 2.TBMM, Lozan Barış Antlaşması’nı onaylar.
Yenilenen seçimlerde her ne kadar 1.Meclis’teki muhaliflerin hiç biri seçilememiş olsa da, yeni seçilenlerde de kafa karışıklıkları mevcuttur.
Ayrıca hükümet teşkilinde de büyük güçlüklerle karşılaşılıyordu.
Örneğin; Başbakan’ı, TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa atamış olsa da, bakanlar meclis tarafından seçiliyor, bu da hükümette uyumsuzluk doğmasına ve dolayısıyla hükümetin ömrünün kısa olmasına sebep oluyordu.
Nitekim seçimlerden sonra Başbakanlığa atanan Fethi Bey (Okyar) bunun büyük sıkıntısını yaşamış, kurduğu kabinenin ömrü çok kısa olmuştu.

YAŞASIN CUMHURİYET!
Ancak yeni kabine de bir türlü kurulamıyor, başvekil de bulunamıyordu. Kulisler bir birini kovalar. İşin içinden çıkılamayınca Gazi Mustafa Kemal Paşa devreye sokulur.
Oysa Gazi, Şevket Süreyya Aydemir’e göre, “işlerini tezgahlamıştı” (Tek Adam, 3.cilt, s.147).
İşin olgunlaştığına kanaat getirdikten sonra arkadaşlarını Çankaya’ya yemeğe davet eder.
Sözü Şevket Süreyya Aydemir’e bırakalım:
“…O gece Çankaya’da İsmet Paşa ile Milli Müdafaa Vekili Kazım, eski kolordu kumandanlarından Sinop mebusu Kemalettin Sami ve Milli Mücadele Kocaeli Grubu kumandanı Halit Paşalar bulunuyordu.Gazi, Rize mebusu Ekrem ve Afyon mebusu Ruşen Eşref Beyleri de yemeğe alıkoydu. İşte bu yemektedir ki:
‘-Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz’ dedi. ” (a.g.e. s.147)
29 Ekim günü grup öğleden önce saat 10.00’da toplandı. Yine fikir tartışmaları başlayınca, Gazi Meclis’e davet edilir.
Gruba kısa bir demeç verir:
“…Bana bir saat müsaade buyurun.Bulacağım hal şeklini arz ederim.”
Meclis’teki odasına çekilen Gazi, en yakın arkadaşlarını yanına çağırır, sırrını açıklar.
Bir saat sonra o meşhur konuşmasını yapar, peşinden de teklifini sunar.
Yine Şevket Süreyya Aydemir’e dönelim:
“…Nihayet Meclisin sarıklı, fakat atılgan hareketli mebuslarından Antalya mebusu Rasih Hoca (Kaplan) söz aldı.Rasih Hocanın ağır, dokunaklı ve tesirli bir sesi vardı. Açık ve kesin konuştu.Sözlerini:
“-Din bakımından da en muvafık hükümet şekli cumhuriyettir.” Diye bağladı ve haykırdı:
“-Yaşasın cumhuriyet!..”
Ertesi gün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın oybirliğiyle ilk Cumhurbaşkanımız seçilmesiyle birlikte son nokta konulmuş oldu.
Bizlere bağımsız bir vatan bırakan, Cumhuriyet gibi bir hazine emanet eden başta Büyük Kurtarıcımız ve Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah ve dava arkadaşlarını bir kere daha minnet ve şükranla anıyor…
Hepsine Allah’dan rahmet diliyorum.
Ruhları şad, mekanları cennet olsun!
Yazımı, Rasih Hoca’nın sözleriyle bağlıyorum:
YAŞASIN CUMHURİYET!

  • Etiketler
  • Yorumla

 

 



ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz ?

BÖLGESEL AMATÖR LİG GRUP 3
O G B M P
1 . Kelkit Hürriyet 8 7 1 0 22
2 . GÖRELESPOR 8 5 3 0 18
3 . Iğdır Esspor 8 4 2 2 14
4 . Yakutiyespor 8 3 4 1 13
5 . 1926 Bulancakspor 8 4 0 4 12
6 . T.Doğanspor 8 3 2 3 11
7 . Arhavispor 8 3 2 3 11
8 . Araklı 1961 8 3 1 4 10
9 . Haçkaspor 8 2 3 3 9
10 . Serhat Ardahan 8 2 2 4 8
11 . K.Belediyespor 8 2 1 5 7
12 . Bayburt Bld. 8 2 1 5 7
13 . Çayelispor 8 1 4 3 7
14 . S.Gençlerbirliği 8 2 0 6 6
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz