Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
“Çocuklar Bizim Bugünümüz, Yarınımız ve Geleceğimizdir”…

“Çocuklar Bizim Bugünümüz, Yarınımız ve Geleceğimizdir”…

Giresun’da Umutsuz Bekleyiş Sürüyor!…

Giresun’da Umutsuz Bekleyiş Sürüyor!…

Görelespor’u İlk Maçta Yanlız Bırakmadılar…

Görelespor’u İlk Maçta Yanlız Bırakmadılar…

Temsilcimiz Görelespor, İlk Maçı Farklı Kazandı:0-4

Temsilcimiz Görelespor, İlk Maçı Farklı Kazandı:0-4

Çavuşlu’da İsmail Dede Köyünün ‘Tarihçisi’…

Çavuşlu’da İsmail Dede Köyünün ‘Tarihçisi’…

Sis Geçiyor…
  • ÖzcanTEMEL
    • Özcan TEMEL
    • ozcan.temel@goreleden.com
    • 5 Eylül 2018 - 01:38:42
  • 47

Sis geçiyor ağaçlardan
kurt köpeğinin soluğundan
çöpçünün süpürgesinden, sönük gözlerinden.

Sis geçiyor uykusuzluğun uzun sabahlarından
işten, işlerden
işinden başka işi olmayanların kaygılarından.

Ünlü şair Tevfik Fikret’in söylemi ile “dûd-ı muannîd” yani sis, bir doğa olayıdır. Daha çok baharla birlikte görünür. Yayıldığı her yer, Yahya Kemal’in dili ile “beyaz karanlık”a dönüşür. Görüş açısını daraltır, sis. Denizde gemi ulaşımını; karada araç kullanımını zorlaştırır. Dahası uçak iniş kalkışlarına engel olur.
Özellikle “mart sisi” diye bilinir, yöremizde. Denizin üzerine çöker ilkin, sonra sabahın ilk ışıklarıyla usul usul vadi boyu ilerler.. Önce dere, bük, karşı yamaçlar görülmez olur; sonra yakındaki evler, ağaçlar… Biraz abartılarak deyimleştirilen“göz gözü görmez” söylemi bu doğa olayı ile ilgilidir. Kasvetlidir, sisli saatler; iç daraltıcıdır, bunaltıcıdır. Öğleden sonra ağır ağır geri çekilerek denizin üstünde kümelenir.
Can sıkıcı, daraltıcı ortamından etkilenen kimi ozanlar, sis konulu şiirler kaleme almışlar. Yeni yeni anlamlar, algılar, çağrışımlar yüklemişler, sise. Böylece bir doğa olayından yola çıkarak duygusal, düşünsel, düşsel çıkarımlarda bulunmuşlar; somuttan soyuta evirilen dizelerle güzel şiirlere imza atmışlar.
Her okuyuşumda, Süreyya Berfe’nin “Eski Sis” adlı şiiri, beni, düşünceler, düşler, duygular sarmalında şiirin büyülü atmosferiyle buluşturuyor. Duygularım sisler gibi yayılıyor, çekiliyor, dağılıyor… Berfe’nin söylediği gibi ‘sisler geçiyor‘, yaşam kesitlerinden. Bu, dış ortamdan iç ortama; iç ortamdan dış ortama devingen bir akış! Öyle ki ağaçlardan, kurt köpeğinin soluğundan, çöpçünün süpürgesinden, sönük gözlerinden; uykusuzluğun uzun sabahlarından, işinden başka işi olmayanların kaygılarından geçer, sis… Berfe’ye özgü yalın, etkili, etkileyici, özgün bir anlatım. Bir yürek dili, sis! Berfe, duygularını şöyle sürdürüyor:

Sis geçiyor sabah ezanları arasından
amele pazarında bekleyenlerin ihtiyar umutlarından
şaşkın Pazartesi’lerden yerini yadırgayan Salı’lardan.

Sis geçiyor son yıllara giren hayatımdan
iyi niyetten, sabırdan, bağışlamadan
oğlumun geleceğinden, benim yarıda kalmış geçmişimden.

Sis geçiyor güneşi dinlemeden, toprağı görmeden
sis geçiyor, sis geçiyor
o eski “dûd-ı muannid” geçiyor.
Sis
Geçiyor.

Az umut oluyor sis, daha çok umutsuzluk; küçük beklentiler oluyor, büyük düş kırıklıkları… İhtiyar umutlar, iyi niyet, sabır, bağışlama, gelecek, yarıda kalmış geçmiş; şaşkın pazartesiler, yerini yadırgayan salılar… Her şeyin üzerinden sis geçiyor. Bir belirsizlik, kaygıya; bir perdeleniş, önünü görememe durumuna dönüşüyor. Ezilmişlik, yılgınlık, küçümsenmişlik… Berfe’nin alışılmış, bir o kadar da alışılmamış bağdaştırmalarla yüklü özgün dizeleri yüreğime damladıkça Behçet Necatigil’in “Dışarda” şiiri geliveriyor, usuma. Şiirde sokağın albenili, varsıl ortamından, vitrinlerin şeytanca sırıtan fosforlu camlarından rahatsız olan, bir an önce evine gitmek isteyen yoksul, çekingen, ezik insanın duygu dünyasını anlatır, Necatigil:
Alay eder küçümser eziliriz girersek
Hep paraya saygı camlar
Camların ardı sırnaşık kirli
Yapışkan çarpar
Evimize gidelim.

Bir yanı var ömrümüzün kırık
Farlar büyültür gecede
Garipsi türkülere üzgün
Başlamadan yollar
Evimize gidelim.

Necatiğil’in “Dışarda” şiirindeki insanın kalabalık dış ortamdan, kentten, caddeden kaçma isteği, eve sığınma duygusu ile Berfe’nin şiirindeki insanın yalnızlığı ve kendi iç hesaplaşması arasında gidip geliyorum. Öyle ki bu, yadırgayan, ezilmiş, çekingen, içe dönük, insan tedirginliği bir bakıma. Birinin öfkesini, isyanını duyumsuyorum, dizelerde; diğerinin ürkekliğini. Berfe, bilinçli olarak “geçmek” eylemini kullanıyor. Bu bir yandan yoğun sisin yayılışını, koyu bir gölge gibi insanın iç dünyasına yaptığı baskıyı dile getiriyor diğer yandan bu durumun gelip geçici olduğunu, sisin dağılacağını sezdiriyor. İster istemez umutla umutsuzluk arasında bocalıyor, insan. Yaşamla hep barışık olamıyor, ne yazık ki! Kimi zaman çelişkiye düşüyor, gelgitler yaşıyor.
Gülten Akın dağların mor baharıyla sisler arasında, sarı yaseminlerle güller arasında, denizle göl arasında kurguluyor, şiir kozasını:
Beni sorarsan
Kış işte
Kalbin elem günleri geldi
Dünya evlere çekildi, içlere
Sarı yaseminle gül arasında
Dağların mor baharıyla
Sis arasında
Denizle göl arasında
Yanımda kediler, kuşlar
Fikrimden dolaşıyorum

Akın, özneyi, yani kendisini ‘kış’ olarak tanımlıyor. Bu soğuk mevsim ile kalbinin elemli günlerinin geldiğine vurgu yapıyor. Sonra, ilgiyi ev üzerine odaklıyor. Ev, dış dünyadan uzaklaşmanın simgesidir, şiir dilinde. Bir yanıyla sakinlik, huzur, dinginlik; diğer yanıyla sıcaklık, birlik, dayanışma… Dışarıya göre bir sığınma, avunma ortamıdır ev; içe kapanma, kendini dinleme, yalnızlaşma, düşler kurma…
Metin Altıok, alışılmamış bağdaştırmaları özgün betimlemelere beleyerek oluşturuyor, kendine özgü şiir dilini. Özenle boyuyor sevginin ipliğini; sisi, gümüş bir rüzgârla tepelerden eğirerek yalnızlığın kumaşını dokuyor; sesine ayrılıklardan gömlek dikiyor:

Özenle boyadım ipliğini sevginin,
Gidip de bulamamanın incinmiş rengine.
Sisi gümüş bir rüzgârla tepelerden eğirdim,
Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını,
Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim.
Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki buradan nereye giderim.

Her iki şairin yolu “sis” motifi ile kesişiyor. Her iki şiirde acı, kaygı, incinme. Yalnızlık… Her iki şiirde sisle sembolize edilen düşler, duygular, düşünceler…
Berfe’nin şiirinde yer verdiği “dûd-ı muannîd” söylemi, Tevfik Fikret’in “Sis” şiirini anımsatı-yor, bana. Nedim’in “Bu şehr-i Stanbul ki bî- misl ü bahâdır / Bir sengine yek-pâre Acem mülki fedâdır” diyerek övdüğü, övündüğü İstanbul’a yıllar yıllar sonra, 1901 yılında, bir sisli anından yola çıkarak çok kırıcı, yıkıcı, acıtan, “vicdan ve ruh elemlerinin en zehirli” diliyle seslenir, Fikret:
Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
Ey sahn-ı mezâlim… Evet, ey sahne-i garrâ,
Ey sahne-i zî-şâ’şaa-i hâile-pîrâ!

Yönetimin, kendine karşı duran insanlar, özellikle şair ve yazarlar üzerindeki koyu baskısından, evinin göz hapsinde tutulmasından bunalan, yalnızlaşan, derin bir ümitsizliğe düşen Fikret, üzerine sis çöken İstanbul’u bezgin, karamsar, kötümser bir ruh haliyle görür; dünyanın incisine -ne yazık ki- zehir saçan bir dille seslenir: Ey zulümler sahnesi! / Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde ölmüş gibi dalgın uyuyan yığın! / Katil kuleler, kaleli, zindanlı saraylar!…
Üzerine bir yorgan gibi çöken sisin altında, İstanbul’un sonsuza kadar uyumasını isteyecek kadar ileri gider: “Örtün evet ey hâile, örtün evet ey şehr / Örtün ve müebbeden uyu! Ey fâcire-i dehr”. Bu bir yönüyle baskıcı devlet yönetime isyandır; diğer yönüyle İstanbul’a başkaldırı; İstanbul’u değersizleştirme. Yönetime isyanı anlayabiliyorum; fakat İstanbul’a, İstanbul’un maddi ve manevi değerlerine başkaldırıyı; İstanbul’u değersizleştirmeyi asla kabullenemiyorum. Bu ağır, incitici dizeleri okuyunca içim daralıyor; üzülüyorum.
Mehmet Kaplan, “Sis” şiiriyle ilgili yaptığı bir değerlendirmede “Sis şiirinde Fikret’in kötümserliği İstanbul’un maddi ve manevi bütün varlığına karşı duyulmuş kuvvetli bir nefret halinde kendini gösteriyor” çıkarımında bulunuyor. “Yükselmek asumana ve gülmek ne tatlı şey!” diyerek ülkesinin gençlerine yol gösteren, övgüler düzen, ilerici, özgürlük şairi Fikret’in İstanbul’un maddi ve manevi değerlerine, dokusuna karşı kullandığı nefret dilini, anlamakta güçlük çekiyorum; yıkılıyorum. Bu durum öyle üzün sürmüyor. Yahya Kemal’in “Bir devri lânetiyle boğan şairin Sis’i”ne karşılık verdiği duygulu, sevgi yüklü, sıcak dizelerle, kendime geliyorum; içimdeki koyu sis dağılıyor; yeniden huzur buluyor; mutlu oluyorum:

Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;
Hala dağılmayan bu sisin arkasındasın.

Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

Hüznün, ferahlığın bizim olsun kisin, yazın,
Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.

  • Etiketler
  • Yorumla

 

 



ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz ?

BÖLGESEL AMATÖR LİG GRUP 4
O G B M P
1 . Fatsa Belediye 26 20 5 1 65
2 . Ünye 1957 26 15 6 5 51
3 . Yeni Amasya 26 14 8 4 50
4 . Ladik Bld. 26 14 7 5 49
5 . Çarşambaspor 26 13 6 7 45
6 . Sarkışla Bld 26 12 8 6 44
7 . Atakum Bld. 26 12 7 7 43
8 . 1926 Bulancak 26 7 11 8 32
9 . Turhalspor 26 10 2 14 32
10 . Sinopspor 26 6 8 12 26
11 . GÖRELESPOR 26 6 6 14 24
12 . Sivas Demir 26 4 4 18 16
13 . Ç.Eti Gençlik 26 4 3 19 15
14 . Orduspor 26 2 5 19 -1
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz