Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
erol dede
Haber Girişi: 18.11.2021 - 04:03, Güncelleme: 18.11.2021 - 04:03

Çatalca Savaşı ve Osman Ağa: 17-18 Kasım 1912

 

Çatalca Savaşı ve Osman Ağa: 17-18 Kasım 1912

8 Ekim 1912’de başlayan Balkan Savaşları acı, gözyaşı ve hayal kırıklıklarının toplamı olup, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın içinde bulunduğu Batılı Emperyalist devletlerin “Şark Meselesi” diye adlandırdıkları “Doğu sorunu” politikalarının bir sonucu ve I.Dünya Savaşı’nın da başlama nedenidir.
Balkan savaşlarından önce, Trablusgarp (Libya) cephesinde İtalya’ya yenilmiş olunması, Balkan devletlerinin bağımsızlık emelleri üzerine benzin dökülmesine neden oldu. Bu benzinin muslukları Rusya’nın elinde, ateşi ise Batılı emperyalistlerdeydi. Sırbistan ve Bulgaristan, 13 Mart 1912’de Rusya’nın isteği ile ittifak, iki ay sonra da 11 Mayıs 1912’de de askeri antlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya göre savaşta Osmanlı Devleti’ne karşı birlikte hareket edeceklerdi. Bu anlaşmadan sonra 29 Mayıs 1912’de Yunanistan’ın Sofya’da Bulgaristan’la yaptığı “gizli” ittifak antlaşmasını ile çember daralmaya başlamış; çemberin içinde yer alması gereken Karadağ da çok geçmeden Ağustos ayında Bulgaristan ile gizli askeri antlaşma imzalayınca “ittifak” tamamlanmıştı.   Halaskar Zabitan (Kurtarıcı Subaylar) darbesi sonunda İttihatçılar çekilmişler ve Haziran 1912’de İktidar olan Hürriyet ve İtilaf (Liberal) Hükümet, Balkan Devletleri arasında yapılan bu gizli antlaşma ve ittifakların asıl amacını anlayamamış, Batılı devletlerin yönlendirmelerine adeta teslim olarak “Avrupa’ya şirin gözükme” politikasını uygulamaya başlamıştı.   Burada sözü Fevzi Çakmak Paşa’ya bırakalım: “Askerlerin arasında başlayan sızlanmayı ortadan kaldırmak üzere 1912 yılı Haziran ayı ortalarında iktidara gelen (Hürriyet ve İtilafçı] Gazi Ahmet Paşa Hükümeti redif ve ihtiyatların tamamen terhisiyle yetinmeyerek barış zamanında Ordu’nun önemli bir kısmını oluşturan 1908 girişli yeni nizamiye askerlerini bile terhis etti. Seferberlikten önce Trakya ve Makedonya’daki askeri kuvvetimiz düşmanlarımızın iki katıydı. Seferberlikte doğal olarak üstünlüğümüzü koruyacaktık. Oysa düşmanlara aldanılarak, yaklaşık 70.000 asker terhis edildi. Böylece barışta düşmanlarımıza karşı mevcut olan üstünlüğümüzü kaybettik. Bulgaristan ise bu sırada manevra bahanesiyle Ordusunu takviye ediyordu… 1 Ekim 1912’de biz de (Osmanlı Devleti) seferberlik ilan ettik, fakat siyasi değişimlerle, karışıklıklarla hükümet o kadar zayıf, halk o kadar şımarık ve ilgisizdi ki genel görünüm tehlikeli ve dağınıklık gösteriyordu… (…) Ordu ve halk arasında (…) harbin lüzumsuzluğuna bile inananlar vardı. Bir taraftan Ordu seferberlikle meşgulken, diğer taraftan Rumeli’deki (Balkanlardaki) taburlara Anadolu’dan daha önce silah altına alınan ihtiyat askerlerin zorla trenlere binerek isyan belirtileri gösterdikleri de gerçekti.”[1]   İşte bu ortamda Balkan savaşları 8 Ekim 1912‘de Karadağ’ın  Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi ile başladı. “Osmanlı Devleti de 16 Ekim 1912’de Bulgaristan ve Sırbistan’a, daha sonrada Yunanistan’a savaş ilan etti. 23 Ekim 1912’de Sırbistan ile savaş başladı. 25 Ekim 1912’de Kumanova ve 26 Ekim 1912’de de Üsküp düştü. 18 Kasım’da başlayan Manastır savaşlarında Osmanlı ordusu yenildi. 19 Ekim 1912’de Manastır Sırplara bırakıldı.       Kasım 1912’de Yunanlılara karşı Yenicevardar ve Serfice’de Osmanlı Orduları yenilince ‘tek kurşun atılmadan’ Selanik 9 Kasım 1912’de Yunanistan’a “hibe”[2] edildi. Ayrıca Yunanistan, savunmasız durumdaki Sakız, Midilli, Limni, ve Bozcaada’ya asker çıkararak buraları aldı. 3 Aralık 1912’de ateşkes ilan edildi.   28 Ekim 1912 ile 2 Kasım 1912 tarihleri arasında Bulgarlara karşı Pınarhisar-Lüleburgaz savaşı kaybedilince Osmanlı Orduları Çatalca’ya çekildi. İlerleyen Bulgar güçleri, Çorlu’yu almış, Çatalca’ya ilerlemeye başlamıştı. Hedeflerinde İstanbul vardı. Bulgar Kralı Ferdinand, “Çatalca’da olacak savaşı bir Haçlı seferi“[3]değerlendirmişti.   Rusların 1878’de (93 Harbi’nde) Çatalca’ya kadar gelmeleri üzerine, tedbir olarak rıhtımlar yapılmış ve buraya 140 adet ağır top bataryası ve ihtiyaç halinde 60 top daha konulmasına imkan veren yedek tabya yapılmıştı. II. Meşrutiyetten sonra rıhtımlar tahrip edilip, toplar buradan sökülerek Çanakkale ve Bolayır’a taşınmıştı.[4] Bu eksikliği gidermek amamcıyla, Balkan savaşından hemen önce Selanik’te el konulan Sırbistan’a ait 52 adet Creusot topundan oluşan bataryalar Çatalca’da kurulmuştu.[5]   Komutanlar, askerlerine moral vermekte; şehit düşen Trabzon Gönüllü Alayı, 3.Tabur Komutanı Bnb. Mehmet Ali Bey şunları söylüyordu: “Trabzonluların dünyanın en birinci askeri olduğunu göstermek vaciptir evlatlarım, haydi gidiniz ve silahlarınızı temizleyiniz ve hazır olunuz, büyük bir ıstırap içindeyim.“[6] 17-18 Kasım tarihlerinde yapılan Çatalca savaşlarında, Bulgar kuvvetleri Türk direnişi karşısında ilerleyemeyip, geri çekilmek zorunda kaldı ve 12,000 kayıp verdi. Bizim kaybımız ise 1300 civarındaydı.[7]  30 Mayıs 1913’de Londra’da barış antlaşması imzalanmasına rağmen, Bulgaristan 29 Haziran 1913’de Yunanistan’a ve Sırbistan’a saldırdı. Bunu fırsat bilen Osmanlı Orduları 15 Temmuz’da harekete geçip, 21 Temmuz’da Kırklareli’ni, 23 Temmuz 1913’de Edirne’yi geri aldı. Enver Bey (Paşa), Edirne Fatihi oldu. 29 Eylül 1913’de Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul antlaşması imzalanarak, şimdiki Trakya sınırına yakın bir sınır kabul edildi.   Balkan savaşlarının başladığı 8 Ekim 1912 ile ateşkesin ilan edildiği 3 Aralık 1912 tarihleri arasında, bugünkü Türkiye topraklarının %30,8’i tutarında 240.534.m2 toprak kaybedildi. Yeni kurulan Balkan devletleri toprak büyüklüklerini,       Bulgaristan; 25. 257 Km2’den 121.062 Km2’ye,     Yunanistan; 55.919 Km2’den 120.060 Km2’ye,     Sırbistan; 1.873 Km2’den 87.300 Km2’ye,     Karadağ ; 5.590 Km2’den 15.017 Km2’ye ve     Arnavutluk ; sıfırdan 25.734 Km2’ye genişletti.   Ayrıca, Balkan devletlerinin toplam nüfusu da 10.953.000. kişi artarak, 4.946.000.’den 15.899.000.’e çıktı. Balkan savaşları sonunda 1.445.179 Müslüman nüfus Balkanlardan azaldı. Bunların 632.408’i katledildi. Kalanı ise Türkiye’ye göç etti.   Balkan Savaşı’nın başlaması ile Giresun’dan bir tabur asker cepheye gitmek üzere hazırlanmış; askerlik yaşına gelen Osman Ağa için de babası Hacı Mehmet Efendi ise 54 altın lira bedel ödeyip, Osman Ağa’nın askere alınmamasını sağlamıştı. Ancak, Bulgarlar Trakya’da ilerlemeye başlamış ve İstanbul tehlike altındaydı. Osman Ağa da kendisi gibi bedel ödeyen 65 “gönüllü” arkadaşıyla birlikte cepheye gitmek üzere hazırlanmış ve cepheye gitmeden önce Sarıbayraktaroğlu Ahmet Efendi’nin[8] verdiği iki yüz lirayı ve 12 mavzer tüfeği gönüllü arkadaşlarına dağıtmıştı. Hazırlanan taburla birlikte gemi ile İstanbul üzerinden Tekirdağ’da karaya çıkıp,  oradan da cepheye hareket ettiler. “Çatalca güneyinde Üç Tepeler’in[9] Bulgarlardan geri alınması taarruzunda, Bulgarların attığı topun şarapneli Osman Ağa’nın diz kapağına isabet etti ve diz kapak kemiğini parçaladı. Osman Ağa’nın yakınında bulunan Bulancaklı Pehlivan oğlu Ahmet, Kahya oğlu Hüseyin, Tamdereli Karaali oğlu Arif ve Görele Daylı köyünden Hacı İbrahim oğlu Ömer Onbaşı Osman Ağa’yı sipere çektiler. Buradan da Sütlaçzade Mustafa ile birlikte trene bindirip İstanbul’a tedavi için İstanbul’a gönderdiler.”[10] İstanbul’a Şişli Etfal (Çocuk) Hastanesine yatırıldı[11] ve burada tedavi gördü. “Artık Rumeli elden gitmiş, top tüfek sesleri kesilmişti. Osman bu uzun hastane yaşayışından sonra, taburcu edilip de Karadeniz limanlarına kalkan Gülcemal vapuruna binmeye giderken sağ ayağını kaz adımı giden bir Alman askeri gibi kalçadan atıyordu. Sağ bacağına o çevik güzelliği ve oynaklığı veren mekanizma bozulup gitmiş”[12]; artık bir “Gazi” olarak Giresun’a döndüğü 1913 yılının Ekim ayından itibaren, her yerde Topal Osman Ağa olarak anılmaya başlanmıştı.   109.Yıldönümünde Çatalca savaşlarına katılan tüm şehit, gazi ve askerlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.   Kar, izleri örtmesin.   Evvel gidenlere selam olsun.   [1] Fevzi Çakmak, Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? (Yayına hazırlayan: Ahmet Tetik), İş Bankası Yayınları, İstanbul 2011, s.XI v.d   [2] İfade Mustafa Kemal Atatürk’e aittir.   [3] Mehmet Nihat, Balkan Harbinde Çatalca Muharebesi, İstanbul, 1341 (1925), s.31   [4] Suat Zeyrek, Birinci Balkan Savaşı Yenilgisinin İç ve Dış Sebepleri, Yayınlanmamış Doktora tezi, ist. Üni., İstanbul 2012, s.253   [5] Aram Andonyan, Balkan Savaşı, Çev. Zaven Biberyan, Aras Yayınları, İstanbul 1999, s.512   [6] Şarl Kovalis, Çatalca Muharebesinde Bir Menkıbe-i Hamaset Bir Kahraman’ın Şehadeti, Dersaadet, 1328, s. 4   [7] İbrahim Artuç, Balkan Savaşı, Kastaş Yayıncılık, İstanbul 1988, s.166 v.d   [8] Giresun Tarihi’nin en önemli hayırseverlerindendir. Giresun Merkez Gazipaşa İlköğretim okulu, Ticaret Lisesinin önemli bir kısmı (500 kırmızı lira) ve Gedikkaya’da bulunan eski Devlet Hastanesi ile Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nin olduğu yeri (eski 94.Alay kışlası) bağışlamış, Haziran 1914’te İstanbul’da vefat etmiş ve Eyüp Sultan mezarlığında toprağa verilmiştir.   [9] Kumburgaz’ın batısında, Silivri ilçesine bağlı Celaliye ve Kamiloba mahalleleri arasında bulunan tepelerdir.   [10] Mehmet Şakir Sarıbayraktaroğlu, Osman Ağa ve Giresun uşakları Konuşuyor, İstanbul 1975, s.14 v.d   [11] Erden Menteşeoğlu, Osman Ağa ve Giresunlular, Yeşilgiresun Gazetesi yay., 1997, s.41   [12] Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal Barış, C-II, s.122 v.d. Teoman ALPASLAN  
8 Ekim 1912’de başlayan Balkan Savaşları acı, gözyaşı ve hayal kırıklıklarının toplamı olup, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın içinde bulunduğu Batılı Emperyalist devletlerin “Şark Meselesi” diye adlandırdıkları “Doğu sorunu” politikalarının bir sonucu ve I.Dünya Savaşı’nın da başlama nedenidir.

Balkan savaşlarından önce, Trablusgarp (Libya) cephesinde İtalya’ya yenilmiş olunması, Balkan devletlerinin bağımsızlık emelleri üzerine benzin dökülmesine neden oldu. Bu benzinin muslukları Rusya’nın elinde, ateşi ise Batılı emperyalistlerdeydi.

Sırbistan ve Bulgaristan, 13 Mart 1912’de Rusya’nın isteği ile ittifak, iki ay sonra da 11 Mayıs 1912’de de askeri antlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya göre savaşta Osmanlı Devleti’ne karşı birlikte hareket edeceklerdi. Bu anlaşmadan sonra 29 Mayıs 1912’de Yunanistan’ın Sofya’da Bulgaristan’la yaptığı “gizli” ittifak antlaşmasını ile çember daralmaya başlamış; çemberin içinde yer alması gereken Karadağ da çok geçmeden Ağustos ayında Bulgaristan ile gizli askeri antlaşma imzalayınca “ittifak” tamamlanmıştı.

 

Halaskar Zabitan (Kurtarıcı Subaylar) darbesi sonunda İttihatçılar çekilmişler ve Haziran 1912’de İktidar olan Hürriyet ve İtilaf (Liberal) Hükümet, Balkan Devletleri arasında yapılan bu gizli antlaşma ve ittifakların asıl amacını anlayamamış, Batılı devletlerin yönlendirmelerine adeta teslim olarak

“Avrupa’ya şirin gözükme” politikasını uygulamaya başlamıştı.

 

Burada sözü Fevzi Çakmak Paşa’ya bırakalım: “Askerlerin arasında başlayan sızlanmayı ortadan kaldırmak üzere 1912 yılı Haziran ayı ortalarında iktidara gelen (Hürriyet ve İtilafçı] Gazi Ahmet Paşa Hükümeti redif ve ihtiyatların tamamen terhisiyle yetinmeyerek barış zamanında Ordu’nun önemli bir kısmını oluşturan 1908 girişli yeni nizamiye askerlerini bile terhis etti. Seferberlikten önce Trakya ve Makedonya’daki askeri kuvvetimiz düşmanlarımızın iki katıydı. Seferberlikte doğal olarak üstünlüğümüzü koruyacaktık. Oysa düşmanlara aldanılarak, yaklaşık 70.000 asker terhis edildi. Böylece barışta düşmanlarımıza karşı mevcut olan üstünlüğümüzü kaybettik. Bulgaristan ise bu sırada manevra bahanesiyle Ordusunu takviye ediyordu…

1 Ekim 1912’de biz de (Osmanlı Devleti) seferberlik ilan ettik, fakat siyasi değişimlerle, karışıklıklarla hükümet o kadar zayıf, halk o kadar şımarık ve ilgisizdi ki genel görünüm tehlikeli ve dağınıklık gösteriyordu… (…) Ordu ve halk arasında (…) harbin lüzumsuzluğuna bile inananlar vardı. Bir taraftan Ordu seferberlikle meşgulken, diğer taraftan Rumeli’deki (Balkanlardaki) taburlara Anadolu’dan daha

önce silah altına alınan ihtiyat askerlerin zorla trenlere binerek isyan belirtileri gösterdikleri de gerçekti.”[1]

 

İşte bu ortamda Balkan savaşları 8 Ekim 1912‘de Karadağ’ın  Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi ile başladı. “Osmanlı Devleti de 16 Ekim 1912’de Bulgaristan ve Sırbistan’a, daha sonrada Yunanistan’a savaş ilan etti. 23 Ekim 1912’de Sırbistan ile savaş başladı. 25 Ekim 1912’de Kumanova ve 26 Ekim 1912’de de Üsküp düştü. 18 Kasım’da başlayan Manastır savaşlarında Osmanlı ordusu yenildi. 19 Ekim 1912’de Manastır Sırplara bırakıldı.

 

 

 

Kasım 1912’de Yunanlılara karşı Yenicevardar ve Serfice’de Osmanlı Orduları yenilince ‘tek kurşun atılmadan’ Selanik 9 Kasım 1912’de Yunanistan’a “hibe”[2] edildi. Ayrıca Yunanistan, savunmasız durumdaki Sakız, Midilli, Limni, ve Bozcaada’ya asker çıkararak buraları aldı. 3 Aralık 1912’de ateşkes ilan edildi.

 

28 Ekim 1912 ile 2 Kasım 1912 tarihleri arasında Bulgarlara karşı Pınarhisar-Lüleburgaz savaşı kaybedilince Osmanlı Orduları Çatalca’ya çekildi. İlerleyen Bulgar güçleri, Çorlu’yu almış, Çatalca’ya ilerlemeye başlamıştı. Hedeflerinde İstanbul vardı. Bulgar Kralı Ferdinand, “Çatalca’da olacak savaşı bir Haçlı seferi“[3]değerlendirmişti.

 

Rusların 1878’de (93 Harbi’nde) Çatalca’ya kadar gelmeleri üzerine, tedbir olarak rıhtımlar yapılmış ve buraya 140 adet ağır top bataryası ve ihtiyaç halinde 60 top daha konulmasına imkan veren yedek

tabya yapılmıştı. II. Meşrutiyetten sonra rıhtımlar tahrip edilip, toplar buradan sökülerek Çanakkale ve Bolayır’a taşınmıştı.[4] Bu eksikliği gidermek amamcıyla, Balkan savaşından hemen önce Selanik’te el konulan Sırbistan’a ait 52 adet Creusot topundan oluşan bataryalar Çatalca’da kurulmuştu.[5]

 

Komutanlar, askerlerine moral vermekte; şehit düşen Trabzon Gönüllü Alayı, 3.Tabur Komutanı Bnb. Mehmet Ali Bey şunları söylüyordu: “Trabzonluların dünyanın en birinci askeri olduğunu göstermek vaciptir evlatlarım, haydi gidiniz ve silahlarınızı temizleyiniz ve hazır olunuz, büyük bir ıstırap içindeyim.“[6]

17-18 Kasım tarihlerinde yapılan Çatalca savaşlarında, Bulgar kuvvetleri Türk direnişi karşısında ilerleyemeyip, geri çekilmek zorunda kaldı ve 12,000 kayıp verdi. Bizim kaybımız ise 1300 civarındaydı.[7]  30 Mayıs 1913’de Londra’da barış antlaşması imzalanmasına rağmen, Bulgaristan 29 Haziran 1913’de Yunanistan’a ve Sırbistan’a saldırdı. Bunu fırsat bilen Osmanlı Orduları 15 Temmuz’da harekete geçip, 21 Temmuz’da Kırklareli’ni, 23 Temmuz 1913’de Edirne’yi geri aldı. Enver Bey (Paşa), Edirne Fatihi oldu. 29 Eylül 1913’de Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul antlaşması imzalanarak, şimdiki Trakya sınırına yakın bir sınır kabul edildi.

 

Balkan savaşlarının başladığı 8 Ekim 1912 ile ateşkesin ilan edildiği 3 Aralık 1912 tarihleri arasında, bugünkü Türkiye topraklarının %30,8’i tutarında 240.534.m2 toprak kaybedildi. Yeni kurulan Balkan devletleri toprak büyüklüklerini,

 

    Bulgaristan; 25. 257 Km2’den 121.062 Km2’ye,

    Yunanistan; 55.919 Km2’den 120.060 Km2’ye,

    Sırbistan; 1.873 Km2’den 87.300 Km2’ye,

    Karadağ ; 5.590 Km2’den 15.017 Km2’ye ve

    Arnavutluk ; sıfırdan 25.734 Km2’ye genişletti.

 

Ayrıca, Balkan devletlerinin toplam nüfusu da 10.953.000. kişi artarak, 4.946.000.’den 15.899.000.’e çıktı. Balkan savaşları sonunda 1.445.179 Müslüman nüfus Balkanlardan azaldı. Bunların

632.408’i katledildi. Kalanı ise Türkiye’ye göç etti.

 

Balkan Savaşı’nın başlaması ile Giresun’dan bir tabur asker cepheye gitmek üzere hazırlanmış; askerlik yaşına gelen Osman Ağa için de babası Hacı Mehmet Efendi ise 54 altın lira bedel ödeyip, Osman Ağa’nın askere alınmamasını sağlamıştı. Ancak, Bulgarlar Trakya’da ilerlemeye başlamış ve İstanbul tehlike altındaydı. Osman Ağa da kendisi gibi bedel ödeyen 65 “gönüllü” arkadaşıyla birlikte cepheye gitmek üzere hazırlanmış ve cepheye gitmeden önce Sarıbayraktaroğlu Ahmet Efendi’nin[8]

verdiği iki yüz lirayı ve 12 mavzer tüfeği gönüllü arkadaşlarına dağıtmıştı. Hazırlanan taburla birlikte gemi ile İstanbul üzerinden Tekirdağ’da karaya çıkıp,  oradan da cepheye hareket ettiler.

“Çatalca güneyinde Üç Tepeler’in[9] Bulgarlardan geri alınması taarruzunda, Bulgarların attığı topun şarapneli Osman Ağa’nın diz kapağına isabet etti ve diz kapak kemiğini parçaladı. Osman Ağa’nın yakınında bulunan Bulancaklı Pehlivan oğlu Ahmet, Kahya oğlu Hüseyin, Tamdereli Karaali oğlu Arif ve Görele Daylı köyünden Hacı İbrahim oğlu Ömer Onbaşı Osman Ağa’yı sipere çektiler. Buradan da Sütlaçzade Mustafa ile birlikte trene bindirip İstanbul’a tedavi için İstanbul’a gönderdiler.”[10] İstanbul’a Şişli Etfal (Çocuk) Hastanesine yatırıldı[11] ve burada tedavi gördü.

“Artık Rumeli elden gitmiş, top tüfek sesleri kesilmişti. Osman bu uzun hastane yaşayışından sonra, taburcu edilip de Karadeniz limanlarına kalkan Gülcemal vapuruna binmeye giderken sağ ayağını kaz adımı giden bir Alman askeri gibi kalçadan atıyordu. Sağ bacağına o çevik güzelliği ve oynaklığı veren mekanizma bozulup gitmiş”[12]; artık bir “Gazi” olarak Giresun’a döndüğü 1913 yılının Ekim ayından itibaren, her yerde Topal Osman Ağa olarak anılmaya başlanmıştı.

 

109.Yıldönümünde Çatalca savaşlarına katılan tüm şehit, gazi ve askerlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

Kar, izleri örtmesin.

 

Evvel gidenlere selam olsun.

 

[1] Fevzi Çakmak, Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? (Yayına hazırlayan: Ahmet Tetik), İş Bankası Yayınları, İstanbul 2011, s.XI v.d

 

[2] İfade Mustafa Kemal Atatürk’e aittir.

 

[3] Mehmet Nihat, Balkan Harbinde Çatalca Muharebesi, İstanbul, 1341 (1925), s.31

 

[4] Suat Zeyrek, Birinci Balkan Savaşı Yenilgisinin İç ve Dış Sebepleri, Yayınlanmamış Doktora tezi, ist. Üni., İstanbul 2012, s.253

 

[5] Aram Andonyan, Balkan Savaşı, Çev. Zaven Biberyan, Aras Yayınları, İstanbul 1999, s.512

 

[6] Şarl Kovalis, Çatalca Muharebesinde Bir Menkıbe-i Hamaset Bir Kahraman’ın Şehadeti, Dersaadet, 1328, s. 4

 

[7] İbrahim Artuç, Balkan Savaşı, Kastaş Yayıncılık, İstanbul 1988, s.166 v.d

 

[8] Giresun Tarihi’nin en önemli hayırseverlerindendir. Giresun Merkez Gazipaşa İlköğretim okulu, Ticaret Lisesinin önemli bir kısmı (500 kırmızı lira) ve Gedikkaya’da bulunan eski Devlet Hastanesi ile Göğüs Hastalıkları

Hastanesi’nin olduğu yeri (eski 94.Alay kışlası) bağışlamış, Haziran 1914’te İstanbul’da vefat etmiş ve Eyüp Sultan mezarlığında toprağa verilmiştir.

 

[9] Kumburgaz’ın batısında, Silivri ilçesine bağlı Celaliye ve Kamiloba mahalleleri arasında bulunan tepelerdir.

 

[10] Mehmet Şakir Sarıbayraktaroğlu, Osman Ağa ve Giresun uşakları Konuşuyor, İstanbul 1975, s.14 v.d

 

[11] Erden Menteşeoğlu, Osman Ağa ve Giresunlular, Yeşilgiresun Gazetesi yay., 1997, s.41

 

[12] Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal Barış, C-II, s.122 v.d. Teoman ALPASLAN

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve goreleden.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.