Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
erol dede
Haber Girişi: 07.11.2021 - 04:30, Güncelleme: 07.11.2021 - 04:30

“İKLİMİ DEĞİL SİSTEMİ DEĞİŞTİR”

 

“İKLİMİ DEĞİL SİSTEMİ DEĞİŞTİR”

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP26) protestolar altında devam ederken, hükümetlerin verdiği taahhütleri yetersiz ve samimiyetsiz bulan Giresun Demokrasi Platformu üyeleri tarafından 6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde “İklimi Değil, Sistem Değiştir” mitingi düzenledi.
6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde Giresun Atatürk Meydanı'nda yapılan “İklimi Değil, Sistem Değiştir” mitinginde yapılan açıklamada konuşan Oğuzcan Özdemir” 6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde İklim adaleti için, doğa için, yaşam için eylemdeyiz! Birlikte yaşam için! Hadi büyütelim eylemimizi! Artık hepimiz biliyoruz! Bilmekten öte, yaşıyoruz” dedi Oğuzcan Özdemir ”Artık hepimiz biliyoruz. Tüketimden beslenen kapitalist ekonomi politikasının gezegenimizi yok oluş sınırına getirdiği iklim krizini yaşıyoruz. Özellikle son iki yılda hayatımızı alt üst eden koronavirüs; sadece Türkiye, Latin Amerika ya da Afrika ülkelerinde değil görece zengin denebilecek Almanya’da da kitlesel ölümlere neden oldu. Haftalar, hatta aylarca söndürülemeyen orman yangınları, kuraklık, sel gibi ardı arkası kesilmeyen doğal felaketler, iklim krizinin yadsınamaz sonuçlarından. Olağan değil yaşadıklarımız. Kriz üstüne kriz yaşıyoruz. Doğal felaketler; siyasi ve ekonomik eşitsizliklerden beslendiği gibi toplumsal ve politik sorunlara neden oluyor. Adaletsizlik derinleşiyor çünkü siyasi elitler, sermayenin kâr odaklı tasarruflarının önünü açmak dışında işleve sahip değiller. İklim krizinin sorumluları işte bunlar! Ulusal ve uluslararası düzeyde birbirleriyle ekonomik, politik ve ya askeri düzeyde rekabet eden şirketler ve onların hizmetinde olan devletler, söz konusu krizlerin gerçek sorumlularıdır. Dünyaya egemen olan, tüketim kültürünü merkeze koyan anlayış; nedeni olduğu krizlerden yeni fırsatlar yaratmaya çalışıyor. Başına ‘yeşil’ sıfatı eklenerek yapılan 'yeşil dönüşüm' yatırımlarının bir “yeşile boyama” olduğunu, “sürdürülebilirlik”ten statükonun devamını anladıklarını ve  “yeşil”i araçsallaştırdıklarını biliyoruz. Çünkü biz yıllardır HES’ler, JES’ler, GES’ler, RES’ler ve BES’lerle tarım alanlarını, ormanları, dereleri, nehirleri tarumar eden şimdi de “yenilenebilir enerji” ile rıza imalatı yapmaya çalışan bir yönetim altında yaşıyoruz. Karadeniz’in derelerinin, Ege’nin bereketli topraklarının, 12 bin yıllık Hasankeyf’in ve Dicle Vadisi’nin nasıl tarumar edildiğini; Çernobil’den Fukuşimaya nükleer santrallerin yenilenebilir değil, kontrol edilemez felaketlere kaynaklık ettiğini gördük. “Yeşil devrim” adı altında tarımı şirketlerin egemenliğine sokup teknoloji ile bolluk bereket değil, “tarladan çatala” zehirli gıda zinciri yaratıldığının farkındayız. Ve en önemlisi, bunca enerjinin ülkemizdeki ve dünyadaki yoksulluğu azaltmak bir yana daha da derinleştirdiğine tanıklık ediyoruz her gün. Yaşadığımız krizlerin sorumluları emperyalist kapitalist güçler ve onların işbirlikçileri olduğu halde dünyanın her yerinde iklim krizinin yükünü en fazla taşıyanlar, yoksullar. Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, AB ve Çin toplam küresel emisyonların % 41,5’ine sebep oluyor. Bu üçlüden sonra Hindistan, Rusya, Japonya geliyor. Bunları Brezilya, Endonezya, İran, Kanada, Güney Kore, Meksika, Suudi Arabistan, Avustralya, Güney Afrika, Türkiye, İngiltere, Pakistan ve Tayland takip ediyor. Türkiye dünya karbon salınımında %1,05’lik oranla 16. sırada yer alıyor. Dünyadaki 2153 milyarder, 4,5 milyar insandan daha fazla servete sahip. Yani, Dünyanın en zengin %10’u emisyonların % 52’sine neden oluyor. Birkaç devletin ve bir avuç zenginin ekonomik faaliyetleri sonucu küresel ısınma 2 derecelik sınırı geçmek üzere. Bilim insanlarına göre küresel ısınmanın 1,5 dereceyi aşması yeryüzündeki canlı yaşam için kritik önemdeki dengelerde geri dönüşü olmayan kırılmalara neden olacak. 1990 yılından bu yana 178 milyon hektarlık orman yok oldu. Dünyanın akciğerleri olan Amazonlar’da her gün İstanbul’un 5 katı büyüklüğünde orman yok ediliyor. 1 milyon canlı türü yok olmakla karşı karşıya. Halihazırda her yıl sel felaketlerinden etkilenen nüfusun yaklaşık %80’i “az gelişmiş” ya da “gelişmekte olan” 15 ülkede yaşamakta. 2019 yılındaki aşırı hava olaylarından en fazla etkilenen ülkelerden Mozambik, Zimbabwe, Bahamalar, Malawi, Afganistan, Nijer, Bolivya, Güney Sudan aynı zamanda insani gelişim endeksinde de en düşük sıralarda yer alan ülkeler. İki milyar insanın temiz su kaynaklarına düzenli erişimi yok. Dünyada halen 115 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. İklim değişikliği 2050 yılına kadar 140 milyondan fazla insanı “iç” iklim göçmeni haline getirecek. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 4,2 milyon insan hava kirliliğinin sebep olduğu hastalıklar yüzünden yaşamını kaybediyor. Dünya nüfusunun yüzde 91'i kirlilik limitinin üzerindeki ortamlarda yaşamlarını sürdürüyor. Artık hepimiz biliyoruz. Dünyanın ve insanlığın ihtiyacı hızlı ve radikal bir yol değişikliğidir. Bu radikal değişiklik içinse bütün eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri bir arada görmemiz ve bütüncül bir çözüm sunmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu yüzden gerek işyerinde adil ücret için, gerek temiz su hakkı için, gerekse polis şiddetine karşı savaşıyor olalım... Bir araya gelerek yaşam hakkını sadece insan için değil gezegenimizi paylaştığımız bütün türler için savunmaya ihtiyacımız var. Gezegenin ve türlerin geleceği için, yoksullara, yerlilere, kadınlara, canlılara ödetilen bedellerin daha da ağırlaşmasını engellemek için, dünyanın dört bir yanından gelen sesleri ortaklaştırıp büyüterek ekolojik sorunların en önemli göstergesi olan iklim krizine karşı hükümetlerin sorumsuzca davranışlarının ve ekolojik suçların üstünün örtülmeye çalışılmasını teşhir ediyoruz! Bugün bu koalisyonu kurmamıza ve harekete geçmemize neden olan iklim krizinin nedeni; insanın emek gücü de dahil, doğanın her parçasını metalaştıran kapitalizmdir! Bizleri; açlık, savaş, yoksulluk, göç, eşitsizlik ve ekolojik yıkıma maruz bırakan kapitalizmin krizine dair çözümü, halkların dayanışması ve birlikte mücadelesi ile bulacağımıza inanıyoruz. Nerede olursak olalım iklim adaleti için mücadele etme zamanı. Çünkü iklim krizi, ülkelerin sınırlarını aşıyor. Bu nedenle mücadelemizi küresel düzeye taşımak bizim sorumluluğumuz. Fabrikalarda, iş yerlerinde, okullarda, hastanelerde yani toplumun tüm alanlarında enternasyonal bir anlayışta kenetlenmeye ihtiyacımız var. İklim adaleti için mücadele eden herkesi enternasyonal dayanışmaya çağırıyoruz" …GİRESUN DEMOKRASİ PLATFORMU
Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP26) protestolar altında devam ederken, hükümetlerin verdiği taahhütleri yetersiz ve samimiyetsiz bulan Giresun Demokrasi Platformu üyeleri tarafından 6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde “İklimi Değil, Sistem Değiştir” mitingi düzenledi.

6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde Giresun Atatürk Meydanı'nda yapılan “İklimi Değil, Sistem Değiştir” mitinginde yapılan açıklamada konuşan Oğuzcan Özdemir” 6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde İklim adaleti için, doğa için, yaşam için eylemdeyiz! Birlikte yaşam için! Hadi büyütelim eylemimizi! Artık hepimiz biliyoruz! Bilmekten öte, yaşıyoruz” dedi

Oğuzcan Özdemir ”Artık hepimiz biliyoruz. Tüketimden beslenen kapitalist ekonomi politikasının gezegenimizi yok oluş sınırına getirdiği iklim krizini yaşıyoruz.

Özellikle son iki yılda hayatımızı alt üst eden koronavirüs; sadece Türkiye, Latin Amerika ya da Afrika ülkelerinde değil görece zengin denebilecek Almanya’da da kitlesel ölümlere neden oldu. Haftalar, hatta aylarca söndürülemeyen orman yangınları, kuraklık, sel gibi ardı arkası kesilmeyen doğal felaketler, iklim krizinin yadsınamaz sonuçlarından.

Olağan değil yaşadıklarımız. Kriz üstüne kriz yaşıyoruz. Doğal felaketler; siyasi ve ekonomik eşitsizliklerden beslendiği gibi toplumsal ve politik sorunlara neden oluyor. Adaletsizlik derinleşiyor çünkü siyasi elitler, sermayenin kâr odaklı tasarruflarının önünü açmak dışında işleve sahip değiller. İklim krizinin sorumluları işte bunlar! Ulusal ve uluslararası düzeyde birbirleriyle ekonomik, politik ve ya askeri düzeyde rekabet eden şirketler ve onların hizmetinde olan devletler, söz konusu krizlerin gerçek sorumlularıdır.

Dünyaya egemen olan, tüketim kültürünü merkeze koyan anlayış; nedeni olduğu krizlerden yeni fırsatlar yaratmaya çalışıyor. Başına ‘yeşil’ sıfatı eklenerek yapılan 'yeşil dönüşüm' yatırımlarının bir “yeşile boyama” olduğunu, “sürdürülebilirlik”ten statükonun devamını anladıklarını ve  “yeşil”i araçsallaştırdıklarını biliyoruz.

Çünkü biz yıllardır HES’ler, JES’ler, GES’ler, RES’ler ve BES’lerle tarım alanlarını, ormanları, dereleri, nehirleri tarumar eden şimdi de “yenilenebilir enerji” ile rıza imalatı yapmaya çalışan bir yönetim altında yaşıyoruz.

Karadeniz’in derelerinin, Ege’nin bereketli topraklarının, 12 bin yıllık Hasankeyf’in ve Dicle Vadisi’nin nasıl tarumar edildiğini; Çernobil’den Fukuşimaya nükleer santrallerin yenilenebilir değil, kontrol edilemez felaketlere kaynaklık ettiğini gördük.

“Yeşil devrim” adı altında tarımı şirketlerin egemenliğine sokup teknoloji ile bolluk bereket değil, “tarladan çatala” zehirli gıda zinciri yaratıldığının farkındayız. Ve en önemlisi, bunca enerjinin ülkemizdeki ve dünyadaki yoksulluğu azaltmak bir yana daha da derinleştirdiğine tanıklık ediyoruz her gün.

Yaşadığımız krizlerin sorumluları emperyalist kapitalist güçler ve onların işbirlikçileri olduğu halde dünyanın her yerinde iklim krizinin yükünü en fazla taşıyanlar, yoksullar.

Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, AB ve Çin toplam küresel emisyonların % 41,5’ine sebep oluyor. Bu üçlüden sonra Hindistan, Rusya, Japonya geliyor. Bunları Brezilya, Endonezya, İran, Kanada, Güney Kore, Meksika, Suudi Arabistan, Avustralya, Güney Afrika, Türkiye, İngiltere, Pakistan ve Tayland takip ediyor. Türkiye dünya karbon salınımında %1,05’lik oranla 16. sırada yer alıyor. Dünyadaki 2153 milyarder, 4,5 milyar insandan daha fazla servete sahip. Yani, Dünyanın en zengin %10’u emisyonların % 52’sine neden oluyor.

Birkaç devletin ve bir avuç zenginin ekonomik faaliyetleri sonucu küresel ısınma 2 derecelik sınırı geçmek üzere. Bilim insanlarına göre küresel ısınmanın 1,5 dereceyi aşması yeryüzündeki canlı yaşam için kritik önemdeki dengelerde geri dönüşü olmayan kırılmalara neden olacak.

1990 yılından bu yana 178 milyon hektarlık orman yok oldu. Dünyanın akciğerleri olan Amazonlar’da her gün İstanbul’un 5 katı büyüklüğünde orman yok ediliyor. 1 milyon canlı türü yok olmakla karşı karşıya. Halihazırda her yıl sel felaketlerinden etkilenen nüfusun yaklaşık %80’i “az gelişmiş” ya da “gelişmekte olan” 15 ülkede yaşamakta. 2019 yılındaki aşırı hava olaylarından en fazla etkilenen ülkelerden Mozambik, Zimbabwe, Bahamalar, Malawi, Afganistan, Nijer, Bolivya, Güney Sudan aynı zamanda insani gelişim endeksinde de en düşük sıralarda yer alan ülkeler. İki milyar insanın temiz su kaynaklarına düzenli erişimi yok. Dünyada halen 115 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. İklim değişikliği 2050 yılına kadar 140 milyondan fazla insanı “iç” iklim göçmeni haline getirecek. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 4,2 milyon insan hava kirliliğinin sebep olduğu hastalıklar yüzünden yaşamını kaybediyor. Dünya nüfusunun yüzde 91'i kirlilik limitinin üzerindeki ortamlarda yaşamlarını sürdürüyor.

Artık hepimiz biliyoruz.

Dünyanın ve insanlığın ihtiyacı hızlı ve radikal bir yol değişikliğidir. Bu radikal değişiklik içinse bütün eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri bir arada görmemiz ve bütüncül bir çözüm sunmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu yüzden gerek işyerinde adil ücret için, gerek temiz su hakkı için, gerekse polis şiddetine karşı savaşıyor olalım... Bir araya gelerek yaşam hakkını sadece insan için değil gezegenimizi paylaştığımız bütün türler için savunmaya ihtiyacımız var.

Gezegenin ve türlerin geleceği için, yoksullara, yerlilere, kadınlara, canlılara ödetilen bedellerin daha da ağırlaşmasını engellemek için, dünyanın dört bir yanından gelen sesleri ortaklaştırıp büyüterek ekolojik sorunların en önemli göstergesi olan iklim krizine karşı hükümetlerin sorumsuzca davranışlarının ve ekolojik suçların üstünün örtülmeye çalışılmasını teşhir ediyoruz! Bugün bu koalisyonu kurmamıza ve harekete geçmemize neden olan iklim krizinin nedeni; insanın emek gücü de dahil, doğanın her parçasını metalaştıran kapitalizmdir! Bizleri; açlık, savaş, yoksulluk, göç, eşitsizlik ve ekolojik yıkıma maruz bırakan kapitalizmin krizine dair çözümü, halkların dayanışması ve birlikte mücadelesi ile bulacağımıza inanıyoruz.

Nerede olursak olalım iklim adaleti için mücadele etme zamanı. Çünkü iklim krizi, ülkelerin sınırlarını aşıyor. Bu nedenle mücadelemizi küresel düzeye taşımak bizim sorumluluğumuz. Fabrikalarda, iş yerlerinde, okullarda, hastanelerde yani toplumun tüm alanlarında enternasyonal bir anlayışta kenetlenmeye ihtiyacımız var.

İklim adaleti için mücadele eden herkesi enternasyonal dayanışmaya çağırıyoruz"

…GİRESUN DEMOKRASİ PLATFORMU

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve goreleden.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.