Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
erol dede
Özcan Temel
Köşe Yazarı
Özcan Temel
 

AHMET KAÇAR'DA KİŞİYE YÖNELİK YERGİ

Ahmet Kaçar'ın belirgin özelliklerinden biri de sıcak dostluklar kurduğu, hal hatır sorduğu, takıldığı, şakalaştığı, kendine yakın bulduğu kişi ya da kişileri hem sevip hem yermesidir. Bunu o an, doğaçlama bir fıkra kurgulayarak yapar ya da üzerinde çalıştığı dörtlüklere döker. Eskilerin söylemiyle “heccav” bir kişidir, Kaçar. Klasik şiirimizde bu türe hiciv, halk şiirimizde taşlama, günümüz şiirinde yergi, batı şiirinde satir denilmektedir. Bu türde bir kişinin ya da toplumun eksik, kusurlu yanları, yönleri iğneleyici bir söylemle alaysı, ironik bir dille kaleme alınır. Eğitici, öğretici, uyarıcı yönleriyle didaktik şiirlerdir, hicivler. Söylenişlerindeki kolaylık ve akıcılık yönüyle liriktirler. Bazı yergi şiirleri hafife alma, dalga geçme, alay etme, gülme amaçlı yazılır. Batı yazınında bunun adı humordur. Klasik şiirin 17. Yüzyıl temsilcisi Nâbi, mevki sahibi olup da bulunduğu yeri, konumu, durumu hazmedemeyen kişileri yerer: “ Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbâlde / Biz hezâren mest-i mağrurun humârın görmüşüz”. Günümüz diliyle “Geldiği yüksek mevkilerde (ikbal meyhanesi) çok gururlanan, böbürlenen, topluma yüksekten bakan gurur sarhoşu binlerce insan tanırız. Onlar bir zaman sonra sersemlemiş, sızmış, şaşırmış duruma düştüler” diyor, Nâbi.  Hiciv yoluyla sosyal bir yaraya tuz basıyor. Kaçar'ın hoşlandığı, sevdiği bir türdür yergi. Kişi ya da kişileri öyle bir alaylı dille kaleme alır, şiire döker ki diken gibi batan dizeler, muhatabını acıtmaz. Acı acı güldürür, derin derin düşündürür. İşte ballı bir örnek: Bunlar var ya kümeste tavuk tilki misali Eşeğe nal toplatır, itle akıl yarışır Mide ekşimesine Bulvar Kenan, Gavur Ali Kahramanlık işlerine Şaban Öztürk karışır Sevdiği, değer verdiği, dertleştiği, hoş sohbetler ettiği, takıldığı,  şakalaştığı kişilerdir, Bulvar Kenan, Gavur Ali ve Şaban Öztürk. Bu üç kişiyi kümeste tavuk tilki misali aynı dörtlükte yan yana getirerek hicvetmiştir, Kaçar. Bunlar öyle kurnaz, açıkgöz kişilerdir ki eşeğe nal toplatırlar, itle akıl yarışırlar! Dörtlükte bu üç kafadarın hem daima önde, daima birinci olma, daima kendini beğenme arzuları ile hem de kendilerini akıllı, uyanık, zeki sanmaları ironik, alaysı, esprili bir dille yerilir. Bir yandan kümeste tavuk ve tilkiye benzerler diğer yandan eşekle, itle karşılaştırılır, mukayese edilirler…  Ne demek, ne anlatmak ister Kaçar, bu üç kafadara? Hem hiçbir şey hem çok şey! Bu üç kafadardan ikisi birbiriyle uyumludur. Mide ekşimesine bire birdir Bulvar Kenan ile Gavur Ali. Midesi ekşiyenler onlara gider; kahramanlık işlerine Şaban Öztürk karışır. Mide ekşimesi ve kahramanlık sözcükleri gerçek anlamlarının dışında kinayeli olarak söylenmiştir. Mide ekşimesi hazımsızlık, doyumsuzluk, huzursuzluk işaretidir; kahramanlık büyüklük, üstünlük, böbürlenme edası… Gülümseten, hoş görü sınırları içinde kalan humor takılmalardır, bunlar… Çok sevdiği, değer verdiği,  can dostu, arkadaşı noter Basri Bayram ve öğretmen Yakup da nasibini alır Kaçar'dan: Yok, bu kara sevdaları garantiye alan eser Arafat'la aramızda düşündüm hepsi zahirdir Beş vakit namaz kılar, oruç tutar, kurban keser İşte millet, Basri Bayram, Yakup böyle bir kâfirdir! İnsanların bir bilinen bir de bilinmeyen yanları vardır. Bir başka söylemle bir dışı bir de içi vardır. Her insan dıştan göründüğü gibi değildir. Söylemleri ile eylemleri farklıdır. Kaçar, bu duruma parmak basar. Basri Bayram da Yakup Hoca da görünüşte beş vakit namaz kılar, oruç tutar, kurban keserler ama yine de kâfirlikten kurtulamazlar. Halk dilinde bir başka adı da gavurdur, kâfirin; İslam'a inanmayandır. Kaçar, bu sözcüğü gerçek anlamıyla değil de değişmece (mecaz) yöntemiyle acımasız, zalim, katı anlamında da kullanmış olabilir. Halk dilinde, kızılan kişilere eleştiri amaçlı “o ne kâfir, o ne hınzır, o ne hinoğlu hin!” denilir. Bunlar çok kurnaz, içten pazarlıklıdır, karda yürür izini belli etmez tiplerdir. Belki de bu yönden vurmak, eleştirmek istemiştir Kaçar, bu iki kafadarını! Kim bilir? Kuşkusuz Kaçar'ın diline düşen hem övülür hem dövülür! Zahirde yani görünüşte, görüntüde Müslümandır fakat batında yani içte,  özde kâfir! Yakup Hoca, nüktedan, hoşsohbet bir kişidir;  Basri Bayram şaka kaldıran, hoşgörülü, güler yüzlü bir tip… Her ikisinin de Kaçar'ın dünyasında sevgi halesine bürünmüş hoş, sıcak yeri vardır. Kaçar, daima esprili bir dille sataşır, bu iki insana. Gerektiğinde yerden yere vurur… Aldırmazlar, güler geçerler…  Yıllar önce bir ulusal gazetenin açtığı şiir yarışmasına bir şiir göndererek katılır Kaçar. Ümitlidir fakat bir sonuç alamaz. Bunu arkadaşı Basri Bayram'a anlatır. Ertesi yıl, aynı şiiri Basri Bayram noter sıfatını da kullanarak gönderir. Şiir birinci olur. Basri Bayram'a bir teşekkür yazısı ve ödül olarak da bir miktar para gönderilir. Bu olanları ne hazmeder ne de unutur, Kaçar; her gördüğünde gülerek takılır Basri Bayram'a:  “Parayı aldın da… yer gibi yedin değil mi?” Hep birlikte gülüşürler… Yakup Hoca'ya takılmadan, hocayla şakalaşmadan büyük bir keyif alır… 'Müslüman- kâfir' dokundurması, izleği klasik şiirimizden gelen bir gelenektir. Şeyhülislam Yahya Efendi, on yedinci yüzyılın büyük şairi Nef'î'ye ince bir dokunuşla “kâfir” der. Nef'î, bu dokundurmanın altında kalır mı hiç? Yıllarca dilden düşmeyen şu ünlü karşılığı verir: Bize kâfir demiş Müftî Efendi Tutayım ben ana diyem müselmân Vardıkta yarın rûz-ı cezaya İkimiz de çıkarız anda yalan! Hicvin böyle hoş, latif bir tarafı var. Bir ince zekâ ürünü, bir söz ustalığıdır, hiciv. Hicvedilen kişi, sözü döndürür dolaştırır hicvedeni, çamur atanı, karalayanı söylediğine söyleyeceğine bin pişman eder. Nasıl mı? İkimiz de çıkarız anda yalan! Buna lafı ters düz etme denir. Bu yolla, Nef'î kendisinin kâfir olmadığını,  Şeyhülislam Yahya'nın da Müslüman olmadığını ima eder. Yani Müslüman Nef'Î, kâfir Şeyhülislam Yahya'dır. Ahmet Kaçar'ın yanında, yöresinde bulunmanın bir karşılığı, bir bedeli vardır, mutlak. Bu ya incelikli, ironik, hazırcevap takılmalarından, dokundurmalarından, şakalardan nasip almaktır ya da humor yüklü dörtlüklere konuk olmak! Laf olsun diye değildir bu takılmalar. Altında mutlaka bir gerçeklik vardır. Kaçar'ın hiciv oltasına takılan bir diğer kişi de sevdiği, değer verdiği arkadaşı Orhan Demirel'dir.  Taş gibi ağır,  eskilerin “okkalı” dedikleri bir eleştiridir, bu: Sana bayram ne gerek ne de lazım yeni yıl On tebrikten iyidir en küçük but yarması Kesilmez suratından jiletle ince bir kıl Her tıraşta başına lazım bir dut yarması Bir gün İzmir'den bir bayan üç kişi, “Ahmet Kaçar Belgeseli” çekmek için Görele'ye gelir. Sıcak bir günde, Kaçar'ın yaşadığı eve giderler. Harmanda otururlar, dinlenirler. Kaçar önde, ekip arkada, evin üç yanını çeviren çiçekliğe giderler. Kaçar çiçeklerini gösterir; çiçeklerinin diliyle konuşur. Çiçeklere yazdığı şiirleri okur… Ortam yumuşar, sıcak, samimi bir hava oluşur. Karşıda Sis Dağı, öbür yakada Haş Dağı, ileride yemyeşil yamaçlar, tepeler, vadiler… Kuzeyde deniz, Eynesil Burnu, yukarıda güneş ve masmavi gökyüzü…  Meyveler, fındık ocakları, mısır tarlaları…  Bayan yönetmen, merakla  “Ahmet Amca, buralara ayı, domuz gelir mi?” der demez Kaçar lafı yapıştırır: “Siz geldiniz ya!” Henüz iyi tanımadıkları, huyunu suyunu bilmedikleri Kaçar'ın bir başka yüzü ile karşı karşıya kalırlar. Bir anda derin bir şok dalgası ve şaşkınlık yaşar ekip. Bir müddet sessiz kalırlar. Sonraki günlerde sorup soruştururlar ve anlarlar ki yalnız şiir yazan bir adam değildir Kaçar,  yeri geldiğinde taşı gediğine koyan önemli bir hiciv ustasıdır da. Alışırlar, bu duruma. Kırılganlıkları, tebessüme dönüşür.  Kaçar da dörtlükleriyle takıldığı, iğnelediği kimi kişiler de rahmetli oldular. Geriye hep canlı, renkli anılar, yaşanmışlıklar, hoş tebessümler kaldı. Hicvettikleri kişilerin hiç biri gönül koymadı, kızmadı, darılmadı Kaçar'a. Aldırmadı, hoş gördü, güldü geçti yazılanlara… Daha çok sevdi her biri Kaçar'ı, daha çok saygı duydu. İki terfi alınca sevinen, mutlu olan, göbekli can dostu, kadim arkadaşı Mehmet de nasibini aldı Kaçar'ın hiciv yağmurundan. Unuttun insanlın maddesini faslını Gururdan başın döndü iki terfi çıkınca Öğrenmek istiyorsan işin benden aslını On tane Memet yapar insan biraz sıkınca Öyle anlıyorum ki şişirmişsin göbeği Çocuğa bir baba bul ben sana el sürmedim Pozuna bakılırsa tam bir masa köpeği Böyle aslına uygun bir resmini görmedim. İşte böyle bir adamdı, Kaçar. Duygulu, sevecen, şakacı, hoşsohbet, heccav… Şiirle başladı yaşama, şiirle yumdu gözlerini… Ardında onlarca duygulu şiir, taşlama, yergi, nükte, beste…
Ekleme Tarihi: 14 Mayıs 2022 - Cumartesi

AHMET KAÇAR'DA KİŞİYE YÖNELİK YERGİ

Ahmet Kaçar'ın belirgin özelliklerinden biri de sıcak dostluklar kurduğu, hal hatır sorduğu, takıldığı, şakalaştığı, kendine yakın bulduğu kişi ya da kişileri hem sevip hem yermesidir. Bunu o an, doğaçlama bir fıkra kurgulayarak yapar ya da üzerinde çalıştığı dörtlüklere döker.

Eskilerin söylemiyle “heccav” bir kişidir, Kaçar. Klasik şiirimizde bu türe hiciv, halk şiirimizde taşlama, günümüz şiirinde yergi, batı şiirinde satir denilmektedir. Bu türde bir kişinin ya da toplumun eksik, kusurlu yanları, yönleri iğneleyici bir söylemle alaysı, ironik bir dille kaleme alınır.

Eğitici, öğretici, uyarıcı yönleriyle didaktik şiirlerdir, hicivler. Söylenişlerindeki kolaylık ve akıcılık yönüyle liriktirler. Bazı yergi şiirleri hafife alma, dalga geçme, alay etme, gülme amaçlı yazılır. Batı yazınında bunun adı humordur. Klasik şiirin 17. Yüzyıl temsilcisi Nâbi, mevki sahibi olup da bulunduğu yeri, konumu, durumu hazmedemeyen kişileri yerer: “ Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbâlde / Biz hezâren mest-i mağrurun humârın görmüşüz”. Günümüz diliyle “Geldiği yüksek mevkilerde (ikbal meyhanesi) çok gururlanan, böbürlenen, topluma yüksekten bakan gurur sarhoşu binlerce insan tanırız. Onlar bir zaman sonra sersemlemiş, sızmış, şaşırmış duruma düştüler” diyor, Nâbi.  Hiciv yoluyla sosyal bir yaraya tuz basıyor.

Kaçar'ın hoşlandığı, sevdiği bir türdür yergi. Kişi ya da kişileri öyle bir alaylı dille kaleme alır, şiire döker ki diken gibi batan dizeler, muhatabını acıtmaz. Acı acı güldürür, derin derin düşündürür. İşte ballı bir örnek:

Bunlar var ya kümeste tavuk tilki misali

Eşeğe nal toplatır, itle akıl yarışır

Mide ekşimesine Bulvar Kenan, Gavur Ali

Kahramanlık işlerine Şaban Öztürk karışır

Sevdiği, değer verdiği, dertleştiği, hoş sohbetler ettiği, takıldığı,  şakalaştığı kişilerdir, Bulvar Kenan, Gavur Ali ve Şaban Öztürk. Bu üç kişiyi kümeste tavuk tilki misali aynı dörtlükte yan yana getirerek hicvetmiştir, Kaçar. Bunlar öyle kurnaz, açıkgöz kişilerdir ki eşeğe nal toplatırlar, itle akıl yarışırlar! Dörtlükte bu üç kafadarın hem daima önde, daima birinci olma, daima kendini beğenme arzuları ile hem de kendilerini akıllı, uyanık, zeki sanmaları ironik, alaysı, esprili bir dille yerilir. Bir yandan kümeste tavuk ve tilkiye benzerler diğer yandan eşekle, itle karşılaştırılır, mukayese edilirler…  Ne demek, ne anlatmak ister Kaçar, bu üç kafadara? Hem hiçbir şey hem çok şey! Bu üç kafadardan ikisi birbiriyle uyumludur. Mide ekşimesine bire birdir Bulvar Kenan ile Gavur Ali. Midesi ekşiyenler onlara gider; kahramanlık işlerine Şaban Öztürk karışır. Mide ekşimesi ve kahramanlık sözcükleri gerçek anlamlarının dışında kinayeli olarak söylenmiştir. Mide ekşimesi hazımsızlık, doyumsuzluk, huzursuzluk işaretidir; kahramanlık büyüklük, üstünlük, böbürlenme edası… Gülümseten, hoş görü sınırları içinde kalan humor takılmalardır, bunlar…

Çok sevdiği, değer verdiği,  can dostu, arkadaşı noter Basri Bayram ve öğretmen Yakup da nasibini alır Kaçar'dan:

Yok, bu kara sevdaları garantiye alan eser

Arafat'la aramızda düşündüm hepsi zahirdir

Beş vakit namaz kılar, oruç tutar, kurban keser

İşte millet, Basri Bayram, Yakup böyle bir kâfirdir!

İnsanların bir bilinen bir de bilinmeyen yanları vardır. Bir başka söylemle bir dışı bir de içi vardır. Her insan dıştan göründüğü gibi değildir. Söylemleri ile eylemleri farklıdır. Kaçar, bu duruma parmak basar. Basri Bayram da Yakup Hoca da görünüşte beş vakit namaz kılar, oruç tutar, kurban keserler ama yine de kâfirlikten kurtulamazlar. Halk dilinde bir başka adı da gavurdur, kâfirin; İslam'a inanmayandır. Kaçar, bu sözcüğü gerçek anlamıyla değil de değişmece (mecaz) yöntemiyle acımasız, zalim, katı anlamında da kullanmış olabilir. Halk dilinde, kızılan kişilere eleştiri amaçlı “o ne kâfir, o ne hınzır, o ne hinoğlu hin!” denilir. Bunlar çok kurnaz, içten pazarlıklıdır, karda yürür izini belli etmez tiplerdir. Belki de bu yönden vurmak, eleştirmek istemiştir Kaçar, bu iki kafadarını! Kim bilir?

Kuşkusuz Kaçar'ın diline düşen hem övülür hem dövülür! Zahirde yani görünüşte, görüntüde Müslümandır fakat batında yani içte,  özde kâfir! Yakup Hoca, nüktedan, hoşsohbet bir kişidir;  Basri Bayram şaka kaldıran, hoşgörülü, güler yüzlü bir tip… Her ikisinin de Kaçar'ın dünyasında sevgi halesine bürünmüş hoş, sıcak yeri vardır. Kaçar, daima esprili bir dille sataşır, bu iki insana. Gerektiğinde yerden yere vurur… Aldırmazlar, güler geçerler…  Yıllar önce bir ulusal gazetenin açtığı şiir yarışmasına bir şiir göndererek katılır Kaçar. Ümitlidir fakat bir sonuç alamaz. Bunu arkadaşı Basri Bayram'a anlatır. Ertesi yıl, aynı şiiri Basri Bayram noter sıfatını da kullanarak gönderir. Şiir birinci olur. Basri Bayram'a bir teşekkür yazısı ve ödül olarak da bir miktar para gönderilir. Bu olanları ne hazmeder ne de unutur, Kaçar; her gördüğünde gülerek takılır Basri Bayram'a:  “Parayı aldın da… yer gibi yedin değil mi?” Hep birlikte gülüşürler… Yakup Hoca'ya takılmadan, hocayla şakalaşmadan büyük bir keyif alır…

'Müslüman- kâfir' dokundurması, izleği klasik şiirimizden gelen bir gelenektir. Şeyhülislam Yahya Efendi, on yedinci yüzyılın büyük şairi Nef'î'ye ince bir dokunuşla “kâfir” der. Nef'î, bu dokundurmanın altında kalır mı hiç? Yıllarca dilden düşmeyen şu ünlü karşılığı verir:

Bize kâfir demiş Müftî Efendi

Tutayım ben ana diyem müselmân

Vardıkta yarın rûz-ı cezaya

İkimiz de çıkarız anda yalan!

Hicvin böyle hoş, latif bir tarafı var. Bir ince zekâ ürünü, bir söz ustalığıdır, hiciv. Hicvedilen kişi, sözü döndürür dolaştırır hicvedeni, çamur atanı, karalayanı söylediğine söyleyeceğine bin pişman eder. Nasıl mı? İkimiz de çıkarız anda yalan! Buna lafı ters düz etme denir. Bu yolla, Nef'î kendisinin kâfir olmadığını,  Şeyhülislam Yahya'nın da Müslüman olmadığını ima eder. Yani Müslüman Nef'Î, kâfir Şeyhülislam Yahya'dır.

Ahmet Kaçar'ın yanında, yöresinde bulunmanın bir karşılığı, bir bedeli vardır, mutlak. Bu ya incelikli, ironik, hazırcevap takılmalarından, dokundurmalarından, şakalardan nasip almaktır ya da humor yüklü dörtlüklere konuk olmak! Laf olsun diye değildir bu takılmalar. Altında mutlaka bir gerçeklik vardır. Kaçar'ın hiciv oltasına takılan bir diğer kişi de sevdiği, değer verdiği arkadaşı Orhan Demirel'dir.  Taş gibi ağır,  eskilerin “okkalı” dedikleri bir eleştiridir, bu:

Sana bayram ne gerek ne de lazım yeni yıl

On tebrikten iyidir en küçük but yarması

Kesilmez suratından jiletle ince bir kıl

Her tıraşta başına lazım bir dut yarması

Bir gün İzmir'den bir bayan üç kişi, “Ahmet Kaçar Belgeseli” çekmek için Görele'ye gelir. Sıcak bir günde, Kaçar'ın yaşadığı eve giderler. Harmanda otururlar, dinlenirler. Kaçar önde, ekip arkada, evin üç yanını çeviren çiçekliğe giderler. Kaçar çiçeklerini gösterir; çiçeklerinin diliyle konuşur. Çiçeklere yazdığı şiirleri okur…

Ortam yumuşar, sıcak, samimi bir hava oluşur. Karşıda Sis Dağı, öbür yakada Haş Dağı, ileride yemyeşil yamaçlar, tepeler, vadiler… Kuzeyde deniz, Eynesil Burnu, yukarıda güneş ve masmavi gökyüzü…  Meyveler, fındık ocakları, mısır tarlaları…  Bayan yönetmen, merakla  “Ahmet Amca, buralara ayı, domuz gelir mi?” der demez Kaçar lafı yapıştırır: “Siz geldiniz ya!” Henüz iyi tanımadıkları, huyunu suyunu bilmedikleri Kaçar'ın bir başka yüzü ile karşı karşıya kalırlar. Bir anda derin bir şok dalgası ve şaşkınlık yaşar ekip. Bir müddet sessiz kalırlar. Sonraki günlerde sorup soruştururlar ve anlarlar ki yalnız şiir yazan bir adam değildir Kaçar,  yeri geldiğinde taşı gediğine koyan önemli bir hiciv ustasıdır da. Alışırlar, bu duruma. Kırılganlıkları, tebessüme dönüşür. 

Kaçar da dörtlükleriyle takıldığı, iğnelediği kimi kişiler de rahmetli oldular. Geriye hep canlı, renkli anılar, yaşanmışlıklar, hoş tebessümler kaldı. Hicvettikleri kişilerin hiç biri gönül koymadı, kızmadı, darılmadı Kaçar'a. Aldırmadı, hoş gördü, güldü geçti yazılanlara… Daha çok sevdi her biri Kaçar'ı, daha çok saygı duydu. İki terfi alınca sevinen, mutlu olan, göbekli can dostu, kadim arkadaşı Mehmet de nasibini aldı Kaçar'ın hiciv yağmurundan.

Unuttun insanlın maddesini faslını

Gururdan başın döndü iki terfi çıkınca

Öğrenmek istiyorsan işin benden aslını

On tane Memet yapar insan biraz sıkınca

Öyle anlıyorum ki şişirmişsin göbeği

Çocuğa bir baba bul ben sana el sürmedim

Pozuna bakılırsa tam bir masa köpeği

Böyle aslına uygun bir resmini görmedim.

İşte böyle bir adamdı, Kaçar. Duygulu, sevecen, şakacı, hoşsohbet, heccav… Şiirle başladı yaşama, şiirle yumdu gözlerini… Ardında onlarca duygulu şiir, taşlama, yergi, nükte, beste…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve goreleden.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.