erol dede
Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Anasayfa Özcan Temel Yazı Detayı Bu yazı 121 kez okundu.
Özcan Temel
Köşe Yazarı
Özcan Temel
 

KİRAZ ARMUDU

 Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsimi, rüzgârı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı   Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün askı Ağacı o vakit seyredin. Ben bildim bileli evimizin önünde bir armut ağacı var. Kiraz armudu diyorlar. Sorduğumda, babam, “deden dikmiş, aşılamış, büyütmüş” derdi. Yaşı yüze yakın ya da yüzü geçmiş olabilir. Dallı budaklıdır. Her sonbaharda, esen soğuk rüzgârlar son kalan birkaç yaprağını da alınca çırılçıplak kalır. Nisan ayı gelince gözüm hep armut ağacındadır. Kuru dallarına can gelecek mi? Ne zaman yeşerecek? Ayın ortasına doğru önce minik minik yeşilimsi yapraklar uç verir; ardından demet demet bembeyaz çiçekler! Bir gün sonra, ağaç baştanbaşa beyaza bürünür! Hiç sıkılmam; günlerce seyrederim çiçeğe durmuş armudu. Baktıkça keyif alınan tablo-resim gibidir. Bana dinginlik verir; içimdeki sevgi tohumlarını filizlendirir. Duygulanırım, coşarım, hüzünlenirim, düşler kurarım… Her yıl böyle gelin gibi süslenmiş taze, canlı, bembeyaz göründüğünde Melih Cevdet Anday'ın “Rahatı Kaçan Ağaç” şiiri geliverir, usuma… Ben, büyük ozanın söylediği gibi ağacın rahatını kaçırmak istemem, doğrusu. Daima huzurlu, mutlu olmasını dilerim. Diyor ya Anday “Bir öğrene görsün aşkı / Ağacı o vakit seyredin”. Ben, armut ağacının aşkı öğrendiğini değil bizzat doya doya yaşadığını düşünüyorum… Aşkı özünde duyumsamayan, aşkı bilmeyen, aşkı doya doya yaşamayan bir ağaç her yıl bembeyaz çiçeğe durur mu? O çiçekler onlarca meyveye dönüşür mü? Bir yerde katılıyorum büyük ozana. Kuşkusuz bizim kiraz armudu geceyi, gündüzü; dört mevsimi; rüzgârı, karı çok iyi biliyor… Karanlık geceleri kötülemiyor; ay ışığına bayılıyor. Öyle ki yüz yıla yakın ya da yüz yılı aşkın yaşıyor ama asla yaşlanmıyor. Hep genç kız ya da taze gelin gibi sevimli, diri, canlı, güzel, alımlı… Çoktan beli bükülmeliydi, derileri buruşmalıydı, parmakları incelmeliydi, gücü kuvveti azalmalıydı; güngörmüş, yaşlı, tatlı dilli, bilge, sevimli bir nine olmalıydı diye düşündüğüm anlar olmuyor değil. İyi ki öyle değil! Öyle olsaydı üzülürdüm, doğrusu. O yıllara inat hep diri, taze, canlı… Neden mi? Aşkı biliyor! Ataol Behramoğlu'nun daima severek beğeniyle okuduğum “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var” şiiri ile yoğurulduğumda, ruhumu doyurduğum; mutlu olduğum, gücüme güç kattığım hatta kanatlanıp uçtuğum anlar olur. İşte tam bu zamanlarda, kiraz armudu ile şiirin dizeleri arasında bir bağlantı, bir güç birliği, bir direnme sevinci kurmaya çabalarım. Şöyle der, Behramoğlu: Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı… Kederi de acıyı da sevinci de kim bilir kaç kez yaşadı armut ağacı? Kaç kez göğüs gerdi yağmura, tipiye, dona, borana, kara? Kaç kez salladı, kırmaya çalıştı soğuk, sert rüzgârlar dallarını! Kaç kez yeşerdi, çiçeklendi, meyveye durdu? Kaç kez kuşlar dallarında keyifle öttü; kaç kez insanlar dallarından sulu, tatlı meyvelerini koparıp iştahla yedi… Kaç kez gözyaşı döktü, ağıtlar yaktı; kaç kez sevindi, mutlu türküler söyledi? Her yıl daha da olgunlaştı kiraz armudu. Her yıl daha da cömert oldu. Köklerinin topraktan emdiği besinler, özsuya dönüşüp dolaştı gövdesinde, dallarında… Daima bu döngü ile taze ve diri kaldı. Daima bu döngü ile cömert… Kuşkusuz yaşadıklarımdan öğrendiğim çok şeyler var! Birikimlerim, tecrübelerim… Daha ötesinde sevgi halelerim; insancıl duygularım; doğa bilincim… Bana çok şeyler kattığı, öğrettiği gibi yıllar, armut ağacına çok şeyler kattı, öğretti. Kuşkusuz yıllar armudu da beni de olgunlaştırdı. Ben de çok şeyler öğrendim armut ağacından. Bu günlerde çiçekli halini görünce böyle düşünüyor; böyle düşündükçe yaşamdan tat alıyorum. Yaşama sevincim katlanarak büyüyor… Armut ağacına bakınca huzurun, dinginliğin, rahatlığın, cömertliğin, sevginin, coşkunun sıcaklığını duyumsuyorum, yüreğimde. Armut ağacı vefanın adı! Baş eğmemenin, boyun bükmemenin, dik durmanın, onurun, gururun adı! Küsmez, kızmaz, darılmaz... Ham duyguları hiç taşımamış, içinde. Sevgiye çiçek açar her bahar; sevgiyle uzanan ellere meyvelerini sunar, her yaz… Kiraz armudu çoktan öğrenmiş aşkı, sevgiyi, sevdayı. Hem öyle içten, öyle yürekten öğrenmiş ki gönlü bembeyaz çiçeklere dönüşüyor, her bahar. Nisan ayının ortalarında kendine çekiyor, âşık ediyor, beni… Bu günlerde Aysel Gürel'in kaleminden çıkıp Selami Andak'ın gönül tellerinde güzel, duygulu bir aşk şarkısına dönüşen “Ben Her Bahar Âşık Olurum” şiiri takılıyor, dilime. Coşkun bir ırmak gibi çağlıyor içimde, duygusal, romantik beste: Damarlarımda yine ask var Gözlerim yine bir manalı Başladı güneşli yağmurlar Islandı umudumun saçları   Kırılan dallar gibiyim Ben her bahar dirilirim Gizli bir kaynaktır içim Kendime bir yol bulurum   Ben her bahar âşık olurum Rüzgâr olur yağmur olurum Filizlenir anılarda gururum Taşar içimden ruhum Yine bahar, yine nisanın ortası… Beyaz gelinliğini giydi bir sabah armut ağacı… Yine dallarında aşk var! Yine güneşli, yağmurlu günler; yine her bahar yeniden dirilme… Yine âşık olma, yine rüzgâr olma, yağmur olma; yine anılara dalma… Yine gurur, yine içine sığmayan dalgalı, coşkun ruh…. Bu sıradan bir ağaç değil! Her sonbahar yükünden arınan, her bahar yeniden çiçeklenen, her yaz yeniden meyveye duran bir sevgi ağacı. Her yıl nisan ayının ortalarında, çiçeklenince ruhumda bembeyaz duygular uyandıran bir güzellik... Bir ağaçtan öte bir simge. Sevginin, coşkunun dili; cömertliğin sıcak, yumuşak eli! O her bahar yeniden yazılan bir öykü! Baştanbaşa bir aşk! O bana çok şey öğretti. Yaşamla barışık olmayı kiraz armudundan öğrendim; daima iyi ve güzel düşünmeyi, almadan vermeyi, sevecen olmayı; yalnız göze değil gönle de girebilmeyi… Çok şey biliyor, kiraz armudu. Onun kendine özgü bir dili, kendine özgü bir gönlü var. Her bahar, tam da nisanın ortalarında diriliyor, çözüyor saçlarını… Dallarında öbek öbek sevgi kokulu, aşk dokulu bembeyaz çiçekler… Tam da bu zamanlarda içimden taşıyor ruhum…
Ekleme Tarihi: 30 Haziran 2021 - Çarşamba

KİRAZ ARMUDU

 Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgârı, karı

Ay ışığına bayılıyor

Ama kötülemiyor karanlığı

 

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrenegörsün askı

Ağacı o vakit seyredin.

Ben bildim bileli evimizin önünde bir armut ağacı var. Kiraz armudu diyorlar. Sorduğumda, babam, “deden dikmiş, aşılamış, büyütmüş” derdi. Yaşı yüze yakın ya da yüzü geçmiş olabilir. Dallı budaklıdır. Her sonbaharda, esen soğuk rüzgârlar son kalan birkaç yaprağını da alınca çırılçıplak kalır.

Nisan ayı gelince gözüm hep armut ağacındadır. Kuru dallarına can gelecek mi? Ne zaman yeşerecek? Ayın ortasına doğru önce minik minik yeşilimsi yapraklar uç verir; ardından demet demet bembeyaz çiçekler! Bir gün sonra, ağaç baştanbaşa beyaza bürünür! Hiç sıkılmam; günlerce seyrederim çiçeğe durmuş armudu. Baktıkça keyif alınan tablo-resim gibidir. Bana dinginlik verir; içimdeki sevgi tohumlarını filizlendirir. Duygulanırım, coşarım, hüzünlenirim, düşler kurarım…

Her yıl böyle gelin gibi süslenmiş taze, canlı, bembeyaz göründüğünde Melih Cevdet Anday'ın “Rahatı Kaçan Ağaç” şiiri geliverir, usuma… Ben, büyük ozanın söylediği gibi ağacın rahatını kaçırmak istemem, doğrusu. Daima huzurlu, mutlu olmasını dilerim. Diyor ya Anday “Bir öğrene görsün aşkı / Ağacı o vakit seyredin”. Ben, armut ağacının aşkı öğrendiğini değil bizzat doya doya yaşadığını düşünüyorum… Aşkı özünde duyumsamayan, aşkı bilmeyen, aşkı doya doya yaşamayan bir ağaç her yıl bembeyaz çiçeğe durur mu? O çiçekler onlarca meyveye dönüşür mü?

Bir yerde katılıyorum büyük ozana. Kuşkusuz bizim kiraz armudu geceyi, gündüzü; dört mevsimi; rüzgârı, karı çok iyi biliyor… Karanlık geceleri kötülemiyor; ay ışığına bayılıyor. Öyle ki yüz yıla yakın ya da yüz yılı aşkın yaşıyor ama asla yaşlanmıyor. Hep genç kız ya da taze gelin gibi sevimli, diri, canlı, güzel, alımlı… Çoktan beli bükülmeliydi, derileri buruşmalıydı, parmakları incelmeliydi, gücü kuvveti azalmalıydı; güngörmüş, yaşlı, tatlı dilli, bilge, sevimli bir nine olmalıydı diye düşündüğüm anlar olmuyor değil. İyi ki öyle değil! Öyle olsaydı üzülürdüm, doğrusu. O yıllara inat hep diri, taze, canlı… Neden mi? Aşkı biliyor!

Ataol Behramoğlu'nun daima severek beğeniyle okuduğum “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var” şiiri ile yoğurulduğumda, ruhumu doyurduğum; mutlu olduğum, gücüme güç kattığım hatta kanatlanıp uçtuğum anlar olur. İşte tam bu zamanlarda, kiraz armudu ile şiirin dizeleri arasında bir bağlantı, bir güç birliği, bir direnme sevinci kurmaya çabalarım. Şöyle der, Behramoğlu:

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı…

Kederi de acıyı da sevinci de kim bilir kaç kez yaşadı armut ağacı? Kaç kez göğüs gerdi yağmura, tipiye, dona, borana, kara? Kaç kez salladı, kırmaya çalıştı soğuk, sert rüzgârlar dallarını! Kaç kez yeşerdi, çiçeklendi, meyveye durdu? Kaç kez kuşlar dallarında keyifle öttü; kaç kez insanlar dallarından sulu, tatlı meyvelerini koparıp iştahla yedi… Kaç kez gözyaşı döktü, ağıtlar yaktı; kaç kez sevindi, mutlu türküler söyledi? Her yıl daha da olgunlaştı kiraz armudu. Her yıl daha da cömert oldu. Köklerinin topraktan emdiği besinler, özsuya dönüşüp dolaştı gövdesinde, dallarında… Daima bu döngü ile taze ve diri kaldı. Daima bu döngü ile cömert… Kuşkusuz yaşadıklarımdan öğrendiğim çok şeyler var! Birikimlerim, tecrübelerim… Daha ötesinde sevgi halelerim; insancıl duygularım; doğa bilincim… Bana çok şeyler kattığı, öğrettiği gibi yıllar, armut ağacına çok şeyler kattı, öğretti. Kuşkusuz yıllar armudu da beni de olgunlaştırdı. Ben de çok şeyler öğrendim armut ağacından. Bu günlerde çiçekli halini görünce böyle düşünüyor; böyle düşündükçe yaşamdan tat alıyorum. Yaşama sevincim katlanarak büyüyor… Armut ağacına bakınca huzurun, dinginliğin, rahatlığın, cömertliğin, sevginin, coşkunun sıcaklığını duyumsuyorum, yüreğimde. Armut ağacı vefanın adı! Baş eğmemenin, boyun bükmemenin, dik durmanın, onurun, gururun adı! Küsmez, kızmaz, darılmaz... Ham duyguları hiç taşımamış, içinde. Sevgiye çiçek açar her bahar; sevgiyle uzanan ellere meyvelerini sunar, her yaz…

Kiraz armudu çoktan öğrenmiş aşkı, sevgiyi, sevdayı. Hem öyle içten, öyle yürekten öğrenmiş ki gönlü bembeyaz çiçeklere dönüşüyor, her bahar. Nisan ayının ortalarında kendine çekiyor, âşık ediyor, beni… Bu günlerde Aysel Gürel'in kaleminden çıkıp Selami Andak'ın gönül tellerinde güzel, duygulu bir aşk şarkısına dönüşen “Ben Her Bahar Âşık Olurum” şiiri takılıyor, dilime. Coşkun bir ırmak gibi çağlıyor içimde, duygusal, romantik beste:

Damarlarımda yine ask var

Gözlerim yine bir manalı

Başladı güneşli yağmurlar

Islandı umudumun saçları

 

Kırılan dallar gibiyim

Ben her bahar dirilirim

Gizli bir kaynaktır içim

Kendime bir yol bulurum

 

Ben her bahar âşık olurum

Rüzgâr olur yağmur olurum

Filizlenir anılarda gururum

Taşar içimden ruhum

Yine bahar, yine nisanın ortası… Beyaz gelinliğini giydi bir sabah armut ağacı… Yine dallarında aşk var! Yine güneşli, yağmurlu günler; yine her bahar yeniden dirilme… Yine âşık olma, yine rüzgâr olma, yağmur olma; yine anılara dalma… Yine gurur, yine içine sığmayan dalgalı, coşkun ruh….

Bu sıradan bir ağaç değil! Her sonbahar yükünden arınan, her bahar yeniden çiçeklenen, her yaz yeniden meyveye duran bir sevgi ağacı. Her yıl nisan ayının ortalarında, çiçeklenince ruhumda bembeyaz duygular uyandıran bir güzellik... Bir ağaçtan öte bir simge. Sevginin, coşkunun dili; cömertliğin sıcak, yumuşak eli!

O her bahar yeniden yazılan bir öykü! Baştanbaşa bir aşk! O bana çok şey öğretti. Yaşamla barışık olmayı kiraz armudundan öğrendim; daima iyi ve güzel düşünmeyi, almadan vermeyi, sevecen olmayı; yalnız göze değil gönle de girebilmeyi…

Çok şey biliyor, kiraz armudu. Onun kendine özgü bir dili, kendine özgü bir gönlü var. Her bahar, tam da nisanın ortalarında diriliyor, çözüyor saçlarını… Dallarında öbek öbek sevgi kokulu, aşk dokulu bembeyaz çiçekler… Tam da bu zamanlarda içimden taşıyor ruhum…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve goreleden.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.