Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
erol dede
Özcan Temel
Köşe Yazarı
Özcan Temel
 

KELP ÜZERİNE

Tahir Efendi bana kelp demiş, İltifatı bu sözde zâhirdir, Malikî mezhebim benim zira, İtikadımca kelp tahirdir. Dörtlük bir hicviyedir, bir başka söylemle yergi şiiri. 17. Yüzyıl divan şairi Nef'i (1572 -1635),  şiirlerinin toplandığı Siham-ı Kaza (Kaza Okları) adlı divanında bu dörtlüğe de yer verir.  Eskilerin 'heccav' dedikleri sivri dilli büyük bir hiciv (yergi) ustasıdır Nef'i. Kendisine kelp yani köpek diyerek sataşan devrin kadılarından Tahir Efendi'ye bir güzel giydirir: Tahir Efendi bana köpek demiş. Görünen o ki bu sözüyle överek, methederek bana iltifat etmiş. Ben malikî mezhebindenim; benim inancıma göre kelp (köpek) T(t)ahir'dir. Tahir çok anlamlı bir sözcüktür. Nef'i, zekice, tahir sözcüğünün çok anlamlılığından yararlanarak tevriye yapıyor: Köpek temizdir; köpek Tahir Efendi'dir. Hicivdeki çok anlamlı tahir söyleminden yola çıkarak sözü halk dilinde it, zaar de denilen köpeklere getirmek istiyorum. Yeri geldiğinde bekçilik yaptırdığımız, beslediğimiz, sevdiğimiz, sadık bildiğimiz köpekleri kendimize yakın bulmuş övmüşüz; yeri geldiğinde öfkemizi, kinimizi, nefretimizi köpekler üzerinden dile getirmişiz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Eşekler için de bu durum söz konusu. Hem kendimizi taşıtarak hem yük taşıtarak yararlanmışız hem de hırsımızı eşek üzerinden dile getirmişiz. Bir başka söylemle hem övmüş hem de sövmüşüz… Bir büyüğüm, başkalarına kılınmamak, el açmamak daha doğrusu gebe kalmamak amaçlı yeri geldiğinde “İt gibi aç gezerim, kuyruğu dik gezerim” derdi. Olumlu anlamda ne denli doğru, yerinde bir söylem değil mi? Aç kalsa da kuyruğunu dik tutan özgür ruhlu köpekler olduğu gibi acıkınca kuyruğunu sallayan sadık ruhlu köpekler de var…   Köpek üzerinden kurgulanan ibretlik, ilginç atasözlerimiz var: İt itin ayağına (kuyruğuna)basmaz, it iti ısırmaz, it ürür kervan yürür, itin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı… Bu ve benzeri söylemleri yadırgarım, doğrusu. Kızdığımız, öfkelendiğimiz, kin duyduğumuz, hoşlanmadığımız, kırıldığımız kişilere duygu ve düşüncelerimizi doğrudan söylemek yerine köpekler üzerinden aktarmak hiç hoş değil! Vatan şairimiz Namık Kemal de bu hataya düşmüş. Özgürlük temasını işlediği  “Hürriyet Kasidesi”nde, zalimlere, zulüm yapanlara yardım eden alçak kişileri,  köpeğe benzetmiş: Muini zalimin dünyada erbâb-ı denâettir Köpektir zevk alan sayyâd-ı bi-insafa hizmetten Beyitte avcı ve av köpeği üzerinden talihsiz bir kurgu yapılmış! Zalimler, insafsız avcıya benzetilirken zalimlere yardım eden aşağılık kişiler av köpeğine benzetilmiş. Bu yerinde bir söylem değil! Çoban köpekleri,  bekçi köpekleri, av köpekleri, ev köpekleri… Sadık, masum hayvanlar, bunlar. İçimi acıtan nokta, Namık Kemal'in canileri, kan emicileri, kıyımcıları anlatırken köpek benzetmesine başvurulması. Bu haklı ya da yerinde bir söylem değil!   Neticede diğer dört ayaklı yırtıcılar gibi köpek de bir hayvan. Bir çakalı ya da tilkiyi evcilleştiremezsiniz. Köpekler evcilleştirilmiş! Koyun bekçiliği yaptırmışız, kapıyı bekletmişiz, avlanmada kullanmışız,  soğuk iklimlerde kızak çektirmişiz…  Son yıllarda eski algılar kırıldı. İnsanların köpeklere bakış açısı olumlu yönde değişti. Güzel olan da bu!  Artık evimizde, odamızda, iş yerimizde köpekler…   Artık sokak köpeklerine acıyan yürekler, uzatılan eller var; sokak köpeklerini okşayan parmaklar… Köpekleri giydiriyor, kuaföre götürüyor, kucağında taşıyor insanlar…  Doğal ortamından koparılıp evlere tıkılan, giydirilip kuşandırılan, kuaföre götürülen, günde bir bilemedin iki saat gezdirilen, özgürlükleri sahiplerinin elindeki bağın uzunluğu kadar olan köpekler…  Çok katlı binaların penceresinden dışarıya mahzun mahzun bakan köpekler… Bu da bir başka can sıkıcı durum! Sözde, köpeklere iyilik yapıyor görünüyorlar. Onları doğal ortamlarından koparmak, beslemek, süslemek iyilik mi? Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş! Nasıl altın kafesle bülbül söylemi uyuşmuyorsa ev ile köpek söylemi de öyle uyuşmuyor. Köpekler özgür ruhlu hayvanlar. Umarım yakın gelecekte köpek, köpoğlu köpek; itlik etme, it oğlu it, it soy, it dölü vb. kırıcı, aşağılayıcı kavramlar da kullanılmaz olur. Köpekler son derece duygusal ve sadık hayvanlar. Yöresel bir atma türküde,  “Evlerinin önünde / Bir yamada çiti var / Akşam geldim kapıda / Bir alaca iti var” yakınmaları söz konusu olsa da eskilerin söylemiyle dalayan itler azaldı. Her ne kadar hâlâ pitbul cinsi insana büyük zarar veren, insanın canına kasteden yırtıcı, parçalayıcı, hırçın köpekler olsa da diğer köpek türleri büyük ölçüde saldırganlıklarını törpüledi. İnsanlara daha da alıştı. Artık sokakta dolaşan köpekler insanlara hırlamıyor…  Dünya yazınında sevimli, sadık, insan canlısı, dost olarak yer alır,  köpekler. Homeros, Turgenyev, Kafka, Çehov, Rilkle gibi büyük yazarlar, yapıtlarında köpeklere yer vermişler. Homeros'un İlyada destanında, başkomutan Agememnon,  savaşta payına düşen güzel tutsak kadın Briseis'i Yunan kahramanı Akhilleus vermez. Bu durum karşısında Akhileus kin ve öfke kusar: “ Gölge veren dağlar var aramızda, uğuldayan deniz var / Geldik buraya utanmaz herif, senin ardından / Tek gönlün olsun diye senin, köpek suratlı / Tek Menelaos'la sen, Troyalıların sırtından ün kazanasınız diye / Ama hiç de umurumda değil bu / Gelmiş gözdağı veriyorsun, alasın diye payımı”….   Fransız yazınının ünlü kalemi Paul Eluard, “Köpek” adlı şiirinde şöyle der: Sıcak köpek, Büsbütün ver kendini Sahibinin sesine ve hareketlerine, Rüzgâr gibi içine çek yaşamı Burnundan.     Sakince bekle. Bu şiirdeki “rüzgâr gibi çek içine yaşamı” dizesi yalın bir gerçeği dile getirir. Her canlı özgür olmalı, kendi ortamında özgür yaşamalı… Biz insanlar köpekleri evlere, odalara hapsederek, boyunlarına tasma takarak özgür ortamlarından koparmamalıyız. Hür ve özgür ortamlarında sağlıklı, rahat, huzurlu, mutlu yaşamaları için çabalamalıyız. Yine yiyecek vermeliyiz, yine sevmeliyiz, okşamalıyız, dost olmalıyız ama şu ya da bu nedenle özgür ruhlarına kısıtlama getirmemeliyiz. Bizimle olan bağlarını biz değil onlar belirlesin… Çoban köpekleri tasmasızdır, çoğu zaman. Dağda, bayırda, düzde, ovada sürülerin yanındadır. Kurtlar ve yırtıcı hayvanlar dışında ne insana saldırırlar ne de diğer canlılara… Halk ozanlarımızın da ilgisini çekmiş köpek. Şiirlerinde kullanmaktan çekinmemişler. Bunlardan biri de Seyranî. Haram rızık yiyip içen, dolayısıyla aktörel (ahlak) değerleri ayaklar altına alan; hak, hukuk, adalet duygusu körlenmiş tipleri bir yergisinde eleştirir.  Halkın sırtından geçinmeyi marifet sanan bu asalak tiplere, köpek üzerinden gönderme yapar: Bülbüle gül yarar, deveye diken Çiledir aşığın boynunu büken Tarlasına haram tohumu eken Helal mahsulünü biçer mi bilmem.     Kimi mevtasına kefen biçmiyor Kimi helal rızık yiyip içmiyor Yavrusundan köpek bile geçmiyor Halk Seyranî senden geçer mi bilmem Hindistan'ın bağımsızlık ve özgürlük hareketinin siyasal ve tinsel önderi Mahatma Gandhi, “Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara olan davranış biçimi ile değerlendirilir” demiş. Kuşkusuz, hayvanların en özgür, en huzurlu olduğu ülkelerin ilkidir Hindistan. Sokaklarda inekler, köpekler, kediler…  Başını okşayarak, gözlerinin içine bakarak hayvanlarla duygusal iletişim kurduğumuzda sadık birer dost kazanmış oluruz. Köpekler de böyledir. Anatole France “İnsan bir hayvanı gerçekten sevene dek, ruhunun bir yanı gerçekten uykudadır” der. Ağzı dili olmayan hayvanlara ağza dile alınmayacak yakıştırmalar yüklemek ne acı değil mi?
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2022 - Perşembe

KELP ÜZERİNE

Tahir Efendi bana kelp demiş,

İltifatı bu sözde zâhirdir,

Malikî mezhebim benim zira,

İtikadımca kelp tahirdir.

Dörtlük bir hicviyedir, bir başka söylemle yergi şiiri. 17. Yüzyıl divan şairi Nef'i (1572 -1635),  şiirlerinin toplandığı Siham-ı Kaza (Kaza Okları) adlı divanında bu dörtlüğe de yer verir.  Eskilerin 'heccav' dedikleri sivri dilli büyük bir hiciv (yergi) ustasıdır Nef'i. Kendisine kelp yani köpek diyerek sataşan devrin kadılarından Tahir Efendi'ye bir güzel giydirir: Tahir Efendi bana köpek demiş. Görünen o ki bu sözüyle överek, methederek bana iltifat etmiş. Ben malikî mezhebindenim; benim inancıma göre kelp (köpek) T(t)ahir'dir. Tahir çok anlamlı bir sözcüktür. Nef'i, zekice, tahir sözcüğünün çok anlamlılığından yararlanarak tevriye yapıyor: Köpek temizdir; köpek Tahir Efendi'dir.

Hicivdeki çok anlamlı tahir söyleminden yola çıkarak sözü halk dilinde it, zaar de denilen köpeklere getirmek istiyorum. Yeri geldiğinde bekçilik yaptırdığımız, beslediğimiz, sevdiğimiz, sadık bildiğimiz köpekleri kendimize yakın bulmuş övmüşüz; yeri geldiğinde öfkemizi, kinimizi, nefretimizi köpekler üzerinden dile getirmişiz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Eşekler için de bu durum söz konusu. Hem kendimizi taşıtarak hem yük taşıtarak yararlanmışız hem de hırsımızı eşek üzerinden dile getirmişiz. Bir başka söylemle hem övmüş hem de sövmüşüz…

Bir büyüğüm, başkalarına kılınmamak, el açmamak daha doğrusu gebe kalmamak amaçlı yeri geldiğinde “İt gibi aç gezerim, kuyruğu dik gezerim” derdi. Olumlu anlamda ne denli doğru, yerinde bir söylem değil mi? Aç kalsa da kuyruğunu dik tutan özgür ruhlu köpekler olduğu gibi acıkınca kuyruğunu sallayan sadık ruhlu köpekler de var…   Köpek üzerinden kurgulanan ibretlik, ilginç atasözlerimiz var: İt itin ayağına (kuyruğuna)basmaz, it iti ısırmaz, it ürür kervan yürür, itin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı… Bu ve benzeri söylemleri yadırgarım, doğrusu. Kızdığımız, öfkelendiğimiz, kin duyduğumuz, hoşlanmadığımız, kırıldığımız kişilere duygu ve düşüncelerimizi doğrudan söylemek yerine köpekler üzerinden aktarmak hiç hoş değil! Vatan şairimiz Namık Kemal de bu hataya düşmüş. Özgürlük temasını işlediği  “Hürriyet Kasidesi”nde, zalimlere, zulüm yapanlara yardım eden alçak kişileri,  köpeğe benzetmiş:

Muini zalimin dünyada erbâb-ı denâettir

Köpektir zevk alan sayyâd-ı bi-insafa hizmetten

Beyitte avcı ve av köpeği üzerinden talihsiz bir kurgu yapılmış! Zalimler, insafsız avcıya benzetilirken zalimlere yardım eden aşağılık kişiler av köpeğine benzetilmiş. Bu yerinde bir söylem değil! Çoban köpekleri,  bekçi köpekleri, av köpekleri, ev köpekleri… Sadık, masum hayvanlar, bunlar. İçimi acıtan nokta, Namık Kemal'in canileri, kan emicileri, kıyımcıları anlatırken köpek benzetmesine başvurulması. Bu haklı ya da yerinde bir söylem değil!

  Neticede diğer dört ayaklı yırtıcılar gibi köpek de bir hayvan. Bir çakalı ya da tilkiyi evcilleştiremezsiniz. Köpekler evcilleştirilmiş! Koyun bekçiliği yaptırmışız, kapıyı bekletmişiz, avlanmada kullanmışız,  soğuk iklimlerde kızak çektirmişiz…  Son yıllarda eski algılar kırıldı. İnsanların köpeklere bakış açısı olumlu yönde değişti. Güzel olan da bu!  Artık evimizde, odamızda, iş yerimizde köpekler…   Artık sokak köpeklerine acıyan yürekler, uzatılan eller var; sokak köpeklerini okşayan parmaklar… Köpekleri giydiriyor, kuaföre götürüyor, kucağında taşıyor insanlar…  Doğal ortamından koparılıp evlere tıkılan, giydirilip kuşandırılan, kuaföre götürülen, günde bir bilemedin iki saat gezdirilen, özgürlükleri sahiplerinin elindeki bağın uzunluğu kadar olan köpekler…  Çok katlı binaların penceresinden dışarıya mahzun mahzun bakan köpekler… Bu da bir başka can sıkıcı durum! Sözde, köpeklere iyilik yapıyor görünüyorlar. Onları doğal ortamlarından koparmak, beslemek, süslemek iyilik mi? Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş! Nasıl altın kafesle bülbül söylemi uyuşmuyorsa ev ile köpek söylemi de öyle uyuşmuyor. Köpekler özgür ruhlu hayvanlar.

Umarım yakın gelecekte köpek, köpoğlu köpek; itlik etme, it oğlu it, it soy, it dölü vb. kırıcı, aşağılayıcı kavramlar da kullanılmaz olur. Köpekler son derece duygusal ve sadık hayvanlar. Yöresel bir atma türküde,  “Evlerinin önünde / Bir yamada çiti var / Akşam geldim kapıda / Bir alaca iti var” yakınmaları söz konusu olsa da eskilerin söylemiyle dalayan itler azaldı. Her ne kadar hâlâ pitbul cinsi insana büyük zarar veren, insanın canına kasteden yırtıcı, parçalayıcı, hırçın köpekler olsa da diğer köpek türleri büyük ölçüde saldırganlıklarını törpüledi. İnsanlara daha da alıştı. Artık sokakta dolaşan köpekler insanlara hırlamıyor… 

Dünya yazınında sevimli, sadık, insan canlısı, dost olarak yer alır,  köpekler. Homeros, Turgenyev, Kafka, Çehov, Rilkle gibi büyük yazarlar, yapıtlarında köpeklere yer vermişler. Homeros'un İlyada destanında, başkomutan Agememnon,  savaşta payına düşen güzel tutsak kadın Briseis'i Yunan kahramanı Akhilleus vermez. Bu durum karşısında Akhileus kin ve öfke kusar: “ Gölge veren dağlar var aramızda, uğuldayan deniz var / Geldik buraya utanmaz herif, senin ardından / Tek gönlün olsun diye senin, köpek suratlı / Tek Menelaos'la sen, Troyalıların sırtından ün kazanasınız diye / Ama hiç de umurumda değil bu / Gelmiş gözdağı veriyorsun, alasın diye payımı”….   Fransız yazınının ünlü kalemi Paul Eluard, “Köpek” adlı şiirinde şöyle der:

Sıcak köpek,

Büsbütün ver kendini

Sahibinin sesine ve hareketlerine,

Rüzgâr gibi içine çek yaşamı

Burnundan.

 

 

Sakince bekle.

Bu şiirdeki “rüzgâr gibi çek içine yaşamı” dizesi yalın bir gerçeği dile getirir. Her canlı özgür olmalı, kendi ortamında özgür yaşamalı… Biz insanlar köpekleri evlere, odalara hapsederek, boyunlarına tasma takarak özgür ortamlarından koparmamalıyız. Hür ve özgür ortamlarında sağlıklı, rahat, huzurlu, mutlu yaşamaları için çabalamalıyız. Yine yiyecek vermeliyiz, yine sevmeliyiz, okşamalıyız, dost olmalıyız ama şu ya da bu nedenle özgür ruhlarına kısıtlama getirmemeliyiz. Bizimle olan bağlarını biz değil onlar belirlesin… Çoban köpekleri tasmasızdır, çoğu zaman. Dağda, bayırda, düzde, ovada sürülerin yanındadır. Kurtlar ve yırtıcı hayvanlar dışında ne insana saldırırlar ne de diğer canlılara…

Halk ozanlarımızın da ilgisini çekmiş köpek. Şiirlerinde kullanmaktan çekinmemişler. Bunlardan biri de Seyranî. Haram rızık yiyip içen, dolayısıyla aktörel (ahlak) değerleri ayaklar altına alan; hak, hukuk, adalet duygusu körlenmiş tipleri bir yergisinde eleştirir.  Halkın sırtından geçinmeyi marifet sanan bu asalak tiplere, köpek üzerinden gönderme yapar:

Bülbüle gül yarar, deveye diken

Çiledir aşığın boynunu büken

Tarlasına haram tohumu eken

Helal mahsulünü biçer mi bilmem.

 

 

Kimi mevtasına kefen biçmiyor

Kimi helal rızık yiyip içmiyor

Yavrusundan köpek bile geçmiyor

Halk Seyranî senden geçer mi bilmem

Hindistan'ın bağımsızlık ve özgürlük hareketinin siyasal ve tinsel önderi Mahatma Gandhi, “Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara olan davranış biçimi ile değerlendirilir” demiş. Kuşkusuz, hayvanların en özgür, en huzurlu olduğu ülkelerin ilkidir Hindistan. Sokaklarda inekler, köpekler, kediler… 

Başını okşayarak, gözlerinin içine bakarak hayvanlarla duygusal iletişim kurduğumuzda sadık birer dost kazanmış oluruz. Köpekler de böyledir. Anatole France “İnsan bir hayvanı gerçekten sevene dek, ruhunun bir yanı gerçekten uykudadır” der. Ağzı dili olmayan hayvanlara ağza dile alınmayacak yakıştırmalar yüklemek ne acı değil mi?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve goreleden.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.