Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
erol dede
Hüseyin Çakıcı
Köşe Yazarı
Hüseyin Çakıcı
 

ANILARDAN BÖLÜMLER

Bu akşam salgın nedeniyle bozulan ruhsal dengemi bir nebze olsun düzeltebilmek için televizyonu nu kapatarak şarkı ve Türkü dinlemeye karar verdim. Batan gün Kana benziyor şarkısı gelince anılarım tazelendi. Hem dinledim hem de eski anılarımı yazmaya başladım. 12 Eylül faşizminin en zor günleri idi. Giresun’da devrimci demokrat özellikle biz TÖB-DER li öğretmenleri ve gençleri gözetim altına alıp tutukladılar. Ben tutuklandığım zaman benden önce tutuklanan arkadaşlar Keşap Cezaevinde kalıyorlarmış, onları Trabzon Bahçecik cezaevine göndermişler cezaevini de ilaçlamışlardı. Beni cezaevine koymadılar Giresun Emniyet Müdürlüğünün altına götürdüler. Orada beton üzerinde on gün yattım. Her gece sahilde gezen polis eşleri anarşist müdür gelmiş deyip bana bakıyorlardı. Hücrenin kenar dibine kıvrılmış yatıyordum. Onun için demir parmaklık ta bir hayvan görürsem çok üzülürüm ve o günler aklıma gelir. Yaklaşık iki hafta sonra beni de Trabzon’a naklettiler. Görele’den geçerken beni kelepçeli şekilde kimse görmesin diye minibüsün camının önüne eğildiğimi unutamıyorum. Trabzon Bahçecik cezaevine vardığımda bütün arkadaşlar orada idiler. Yüz kusur kişilik koğuş binanın üst katında idi. ZEFRE burnunu görüyordu. Öğleden önce ve öğleden sonra birer saat havalandırmaya çıkarılıyorduk. Hayat şaka gibi idi. İlk zamanlar kalabalıkta hiçbir şeyin farkında olmuyor insan. O zamanlar otuzlu yaşlardayım dünya tozpembe görünüyordu. Öğretmen arkadaşlarımın olması bir şey değil ama öğrencilerimin de olması beni çok üzüyordu. Zaman içinde tutsaklık tedirgin etmeye başladı. Cezaevi aslında gece ışıklar sönünce başlıyor. İki kızım var biri beş yaşında biri üç yaşında, aklımda hep onlar var. Faşist diktatörlüğün ne yapacağı belli olmaz. Tutuklu insanların gülücükleri hep sahtedir. Ben onu sohbetlerimde palyaço öyküsü ile anlatırım.”İki genç sevgili gizili gizli bir ağacın altında buluşuyorlarmış. Her akşam yaşlı bir adam da diğer ağacın dibine oturuyor saatlerce üzüntülü bir şekilde duruyormuş. Bir akşam gençler amca hayırdır her akşam buraya geliyorsun çok üzüntülü ve kederlisin, biz bu akşam sirke gideceğiz orada bir palyaço var bizi çok güldürüyor sizi misafir edelim siz de bizimle gelin derler. Yaşlı adam ben sizinle gelemem gençler der. Gençler çok ısrar edince yaşlı adam gençler ben sizinle gelemem çünkü o palyaço benim der.” Herkes duygusunu içine atar. Cezaevlerinin gülmesi, iyiyim merak etmeyin denmesi hep ikiyüzlülüktür. Dostlarımın bir kaçı öldüler. Burada Mehmet Tahmaz ı anmalıyım o bendende daha duygusaldı. Duygularını hiç saklayamazdı. Işıkları yoldaşı olsun. Yatağım ranzanın üçüncü katında idi. Ottan yapılmış dar bir yataktı. Tavanla aramda 50-60 cm mesafe anca vardı. Her sabah gün aydınlanır aydınlanmaz idare teybi açıyor bize yüksek sesle türkü dinletiyorlardı. Zannederim türküleri kalk borusu amacıyla kullanıyorlardı. İlk türkü “Gayrı dayanamam ben bu hasrete- Ya beni de götür ya sen de gitme. Hüseyin’im geçiyor gençlik çağları-Ya beni de götür ya sen de gitme, diye devam ediyordu. Eşim çocuklarım aklıma geliyor göz pınarlarımdan oluk gibi yaşların aktığını anımsarım. Ceza evinde ağlamak gülmek gibi değil gizli olur. İnsan gözyaşını içine akıtır ya da geceleri ışıklar sönünce ağlar. Biz tutuklanalı iki aydan fazla olmuş, okullar açılmıştı.. O yıl büyük kızım Evrim okula başlayacaktı. İçim içime sığmıyordu. Acaba ne yaptılar. Okul masrafları, elbise önlük ne yaptılar diye düşünüyor aklım gidiyordu. Evrim okulun ilk töreninde kim bilir kaç kez kapıya bakmıştır babam ne zaman gelecek diye. Çaresizlik korkunç bir duygudur. İsmi üzerinde çaresi yoktur. Koğuşun dip tarafında arkadaşın birinin yatağına oturmuş güneşin batmasını izliyorduk. Eylül’ün dokuz u idi. Bir an karşı yamaçta siyah önlüğü ve beyaz yakası ile bir kız çocuğu göründü. Okuldan geliyordu. Gözümü kız çocuğundan ayırmadan takip ettim. Arkadaşlar kendi aralarında konuşuyorlardı ben onları hiç duymuyordum. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum kız çocuğu tam karşımızdaki eve geldi. Evin başında ki harmanda bir kuzu vardı. Çocuk kuzu ile biraz oynadıktan sonra eve girdi. Güneş epey uzaklaşmış bütün kızıllığı ile batmaya hazırlanıyordu. Bütün doğa sanki kan kırmızısı bir renge boyanmıştı. Dudaklarımda “Batan gün kana benziyor- Yaralı cana benziyor- Ah ediyor bur gül için-Şu bülbül bana benziyor.” şarkısı dökülüverdi. Türkü bitince arkadaşlar ÇAKICI hayrola ağlamışsın dediğinde ağladığımın farkına vardım. Ardın da “Ben bir garip bülbül idim sarpa tünedim, Çırpınıp uçmaya yoktur kanadım diye devam eden Giresun uzun havasını söyledim. O gece kimseye belli etmeden sabaha kadar ağladım. Kovir19 salgınının eve hapsettiği bu sıkıntılı günde biraz kafam dağılsın istedim. Sizleri de bu sıkıntılı ortamdan biraz uzaklaştırmak istedim. Gerçi anılarımız pek insanı sevindiren cinsten değil ama yinede bir değişiklik olmuştur sanırım. 01.05.2020 Giresun a her gittiğimde mutlaka buluşur, sohbet eder geçmişi anardık. Sevgili eşi aynı zamanda benim öğrencimdir. O kadar çok anı biriktirmişiz ki, hangi anılardan başlayıp hangisini yazacağıma karar veremedim. Sadece kısa bir anımızı sizlerle paylaşmak istedim. 1018 de yazdığım bir şiirimi paylaşmak istiyorum. Bu gün, Giresun’dayım. TİBOR’da Rakı istedi canım. Mehmet KANBER Kör SEMA Herkül AHMET ENGİN Nerelerdesiniz. Yapayalnızım yokluğunuzda. Canım Kardeşim KARTAL YAŞAR Nerelerdesiniz. Rakı düğümlendi gırtlağıma Geçmiyor bir türlü. Zamanımıydı şimdi. 11.08.2018 Hüseyin ÇAKICI GİRESUN Işıklar içinde uyu sevgili kardeşim, arkadaşım, anıları hala belleğimde. Yaşadığım sürece bütün dostlarımı her an anacağım.14.04.2020 Hüseyin ÇAKICI Emekli Tarih Öğretmeni Giresun Ticaret Lisesi Eski Müdürü.
Ekleme Tarihi: 12 Eylül 2021 - Pazar

ANILARDAN BÖLÜMLER

Bu akşam salgın nedeniyle bozulan ruhsal dengemi bir nebze olsun düzeltebilmek için televizyonu nu kapatarak şarkı ve Türkü dinlemeye karar verdim. Batan gün Kana benziyor şarkısı gelince anılarım tazelendi. Hem dinledim hem de eski anılarımı yazmaya başladım.

12 Eylül faşizminin en zor günleri idi. Giresun’da devrimci demokrat özellikle biz TÖB-DER li öğretmenleri ve gençleri gözetim altına alıp tutukladılar. Ben tutuklandığım zaman benden önce tutuklanan arkadaşlar Keşap Cezaevinde kalıyorlarmış, onları Trabzon Bahçecik cezaevine göndermişler cezaevini de ilaçlamışlardı. Beni cezaevine koymadılar Giresun Emniyet Müdürlüğünün altına götürdüler. Orada beton üzerinde on gün yattım. Her gece sahilde gezen polis eşleri anarşist müdür gelmiş deyip bana bakıyorlardı. Hücrenin kenar dibine kıvrılmış yatıyordum. Onun için demir parmaklık ta bir hayvan görürsem çok üzülürüm ve o günler aklıma gelir. Yaklaşık iki hafta sonra beni de Trabzon’a naklettiler. Görele’den geçerken beni kelepçeli şekilde kimse görmesin diye minibüsün camının önüne eğildiğimi unutamıyorum. Trabzon Bahçecik cezaevine vardığımda bütün arkadaşlar orada idiler. Yüz kusur kişilik koğuş binanın üst katında idi. ZEFRE burnunu görüyordu. Öğleden önce ve öğleden sonra birer saat havalandırmaya çıkarılıyorduk. Hayat şaka gibi idi. İlk zamanlar kalabalıkta hiçbir şeyin farkında olmuyor insan. O zamanlar otuzlu yaşlardayım dünya tozpembe görünüyordu. Öğretmen arkadaşlarımın olması bir şey değil ama öğrencilerimin de olması beni çok üzüyordu. Zaman içinde tutsaklık tedirgin etmeye başladı. Cezaevi aslında gece ışıklar sönünce başlıyor. İki kızım var biri beş yaşında biri üç yaşında, aklımda hep onlar var. Faşist diktatörlüğün ne yapacağı belli olmaz. Tutuklu insanların gülücükleri hep sahtedir. Ben onu sohbetlerimde palyaço öyküsü ile anlatırım.”İki genç sevgili gizili gizli bir ağacın altında buluşuyorlarmış. Her akşam yaşlı bir adam da diğer ağacın dibine oturuyor saatlerce üzüntülü bir şekilde duruyormuş. Bir akşam gençler amca hayırdır her akşam buraya geliyorsun çok üzüntülü ve kederlisin, biz bu akşam sirke gideceğiz orada bir palyaço var bizi çok güldürüyor sizi misafir edelim siz de bizimle gelin derler. Yaşlı adam ben sizinle gelemem gençler der. Gençler çok ısrar edince yaşlı adam gençler ben sizinle gelemem çünkü o palyaço benim der.” Herkes duygusunu içine atar. Cezaevlerinin gülmesi, iyiyim merak etmeyin denmesi hep ikiyüzlülüktür. Dostlarımın bir kaçı öldüler. Burada Mehmet Tahmaz ı anmalıyım o bendende daha duygusaldı. Duygularını hiç saklayamazdı. Işıkları yoldaşı olsun. Yatağım ranzanın üçüncü katında idi. Ottan yapılmış dar bir yataktı. Tavanla aramda 50-60 cm mesafe anca vardı. Her sabah gün aydınlanır aydınlanmaz idare teybi açıyor bize yüksek sesle türkü dinletiyorlardı. Zannederim türküleri kalk borusu amacıyla kullanıyorlardı. İlk türkü “Gayrı dayanamam ben bu hasrete- Ya beni de götür ya sen de gitme. Hüseyin’im geçiyor gençlik çağları-Ya beni de götür ya sen de gitme, diye devam ediyordu. Eşim çocuklarım aklıma geliyor göz pınarlarımdan oluk gibi yaşların aktığını anımsarım. Ceza evinde ağlamak gülmek gibi değil gizli olur. İnsan gözyaşını içine akıtır ya da geceleri ışıklar sönünce ağlar. Biz tutuklanalı iki aydan fazla olmuş, okullar açılmıştı.. O yıl büyük kızım Evrim okula başlayacaktı. İçim içime sığmıyordu. Acaba ne yaptılar. Okul masrafları, elbise önlük ne yaptılar diye düşünüyor aklım gidiyordu. Evrim okulun ilk töreninde kim bilir kaç kez kapıya bakmıştır babam ne zaman gelecek diye. Çaresizlik korkunç bir duygudur. İsmi üzerinde çaresi yoktur. Koğuşun dip tarafında arkadaşın birinin yatağına oturmuş güneşin batmasını izliyorduk. Eylül’ün dokuz u idi. Bir an karşı yamaçta siyah önlüğü ve beyaz yakası ile bir kız çocuğu göründü. Okuldan geliyordu. Gözümü kız çocuğundan ayırmadan takip ettim. Arkadaşlar kendi aralarında konuşuyorlardı ben onları hiç duymuyordum. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum kız çocuğu tam karşımızdaki eve geldi. Evin başında ki harmanda bir kuzu vardı. Çocuk kuzu ile biraz oynadıktan sonra eve girdi. Güneş epey uzaklaşmış bütün kızıllığı ile batmaya hazırlanıyordu. Bütün doğa sanki kan kırmızısı bir renge boyanmıştı. Dudaklarımda “Batan gün kana benziyor- Yaralı cana benziyor- Ah ediyor bur gül için-Şu bülbül bana benziyor.” şarkısı dökülüverdi. Türkü bitince arkadaşlar ÇAKICI hayrola ağlamışsın dediğinde ağladığımın farkına vardım. Ardın da “Ben bir garip bülbül idim sarpa tünedim, Çırpınıp uçmaya yoktur kanadım diye devam eden Giresun uzun havasını söyledim. O gece kimseye belli etmeden sabaha kadar ağladım.

Kovir19 salgınının eve hapsettiği bu sıkıntılı günde biraz kafam dağılsın istedim. Sizleri de bu sıkıntılı ortamdan biraz uzaklaştırmak istedim. Gerçi anılarımız pek insanı sevindiren cinsten değil ama yinede bir değişiklik olmuştur sanırım. 01.05.2020

Giresun a her gittiğimde mutlaka buluşur, sohbet eder geçmişi anardık. Sevgili eşi aynı zamanda benim öğrencimdir.

O kadar çok anı biriktirmişiz ki, hangi anılardan başlayıp hangisini yazacağıma karar veremedim. Sadece kısa bir anımızı sizlerle paylaşmak istedim. 1018 de yazdığım bir şiirimi paylaşmak istiyorum.

Bu gün,

Giresun’dayım.

TİBOR’da

Rakı istedi canım.

Mehmet KANBER

Kör SEMA

Herkül AHMET

ENGİN

Nerelerdesiniz.

Yapayalnızım yokluğunuzda.

Canım Kardeşim KARTAL YAŞAR

Nerelerdesiniz.

Rakı düğümlendi gırtlağıma

Geçmiyor bir türlü.

Zamanımıydı şimdi.

11.08.2018 Hüseyin ÇAKICI GİRESUN

Işıklar içinde uyu sevgili kardeşim, arkadaşım, anıları hala belleğimde. Yaşadığım sürece bütün dostlarımı her an anacağım.14.04.2020

Hüseyin ÇAKICI

Emekli Tarih Öğretmeni

Giresun Ticaret Lisesi Eski Müdürü.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve goreleden.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.